#
Görüntülenen sonuçlar: 1 ila 5. Toplam sonuç sayısı: 45
1 2 3 4 5 6 7 8 9 Sonraki
 
Rıza AYDIN
12.01.2012 / 17:49

Sevgili Kenanoğlu,sana sevgimden bu konuda bir iki çift söz söylemek istiyorum.
Safevi Devletinin gerçek adının Devleti kızılbaş olduğunu Faruk Şümer Safevi Devletinin Kuruluşu adlı kitabının Önsözünde yazar. Şöyle der orda: "Esasen onlar kızılbaş sözünü bizzat kendilerini ifade etmek için iftiharla kullanmışlar, devletlerini (devlet-i kızılbaş), hükümdarlarına (patişah-ı kızılbaş) ve Ülkelerini de (ülke-i kızılbaş) bu tabir ile vasıflamışlardır." diyor.
Senin alıntısını verdiğin Oktay Efendiyev hem Ayhan Aydınla yaptığı o konuşmada, hem de " Tuttum Aynayı Yüzüme Ali Göründü Gözüme" adlı derleme kitaptaki Oktay Efendiyev'in yazısında bu konu yine var.
Bence Kızılbaş adının kökeni Şeyh Haydardır. Ondan öncesi gerçeği ifade etmez. Şeyh Haydarın "Haydar-ı Tac'ı" taraftarlarına giydirdiği konusu Walter Hınz'ın "Uzun Hasan ve Şeyh Cüneyt" adlı kitabında da var. Örneğin Eba Müslümün bayrağı, Hz. Peygamberin bayrağı gibi karadır yani siyahtır. Hatayi bayrağını kara yapamazdı, çünkü onların kültüründe kara giymek, kara kuşanmak, eve siyah bayrak dikmek olumsuzluk ifadesidir, ama Muhamedin kültüründe Kara bayrak çekmek mümkünmüş onu çekmiş. Ebu Bekrin bayrağı yeşildir, Peki Ali'nin ki ne mesela; mesela Cemel Savaşında Ali taraftarların bayrağının rengi neydi bu konunun alimleri yazarsa iyi olur ben bilmiyorum.
Ben Daha önce Ağahiden Ali İzzetten Kızılbaşız diyen deyişlerini yazmıştım.
Şimdi Pir Sultan'ın bir Nefesinden bir kıta yazacağım. Şöyle demiş Pir Sultan
Yer yüzünü kızış taçlar bürüye
Münafık olanın bağrı eriye
Sahib-i zaman emri yürüye
Sultan kim olduğu bilinmelidir.
Kızıl taç, kızıl baş anlamınada gelir.
Bu nefesin tümü Ali Haydar Avcı'nın "Pir Sultan Abdal" adlı kitabının 165. sayfasında var. yazmıy Ayrıca bu kitabın 16. bölümünde Kızılbaşlık hakkında düzünelerce belge var. Merak edenler bu kitaba bakabilirler. Pir Suktan hakkında yazılmış bu önemli çalışmayı bence herkes alıp incelemelidir.
Biliyorsun ki, Pir Suktan'ın "Açalım Kızıl sancağı geçsin kafirlerin çağı" diye bir mısrasıda vardır
Burada size birde şu konuyu söylemek isterim. Tarihimizdeki ya da Alevi tarihinde ki kalıcı olan isimler hep hasımlarımızın bize verdiği isimlerdir; bunun lami cimi yok bu böyledir.
Örneğin İSMALİYE mezhebinin yada gurubunun kendi kendilerine verdiği ad nedir bilen kaç kişi var bilmem ama herkes onları İsmailliler diye bilir; bunlarda artık kendilerini böyle tanıtıyorlar. Londra'da bu adla kurulmuş bugün yaşayan vakıfları var. Merak eden Ferhat Dafterinin İSMAİLİLER adlı şah eserini okusun, okuyunca burada hakikati görecekler. İlerde bu kitapla ilgili bir tanıtım yazısı yazacağım. Ayrıca Karmeti adıda Hamdan Karmeti taraftarlarına bir aşağlama sıfatı olarak onların karşıtlarının onlara taktığı addır. Bugün ülkemizde bir guruba Apocular denmesi gibi bir şeydir bu adlar o zamanlar.
ŞİA yada Şİİ adıda İmam Ali'nin yada İmam Ali taraftarlarının kendi kendilerine verdiği bir ad değildir. Ali'ci, Ali taraftarları dene dene bu ad onların adı olmuştur.
Sevgili Kenanoğlu, konun birde şu yanı var. Eğer sen kendi ismine sahip çıkmazsan o güzel ismim hasımlarıyın dilinde kirlenir kirletilir. Buna bir kaç örnek vereyim. Örneğin bugün kime "ADİ" desen alınır, bu sanki bir aşağlama sözü haline gelmiştir. Halbuki "adi" sözü bir din kurucusu olan, bin dinin kurucu peygamberi gibi bir ulu kişisinin adıdır. ŞEYH ADİ BİN MİSAFİR, orjinal adı EZİDİ olan bir dinin en öndeki lideridir, kurucudur, o din çevresinde ala ile vala ile adını anılır, o çevrede çok saygın bir addır bu ad. Ezidiler Şeyh Adi Bin Misafir hazretlerini hala saygıyla sevgiyle anarlar; bir Ezidi dostunuz varsa onunla bunu konuşun görün. Ama bunu Sünni dininin aşağlaması sonucu sözük bugün böyle anlaşılıyor. Burada bu sözcüğün sucu yok ki, kendi kültürünü kendi değerini savunmakta tereddüt edersen bu böyle olur; aslında beni Ezidi dostlar yanlış anlamasınlar burada vefasızlık bizim gibi dost çevrelerde.
Başka bir örnek "Pezevenk" sözcüğüdür. Bu sözcük Fars dilinde Pejvent denen kapı kolundan türetilmiştir, kapıyı acan anlamına gelir.
Biliyorsun eskiden konulara, sınıflara farsça BAB denirdi. BAB sözcük olarak kapı anlamına gelir. Dört Bab = Dört kapı kırk makam buradan türetilmiştir. Bab'ı yanı bize o işlenecek konuyu ilk anlatıp, bizim o kapıdan içeri girmemizi sağlayan, bize o kapıyı acan muhabbet erbabına esiden babı açan anlamında PEZEVENK denirdi - denirmiş. Bugün Azarbeycan'da, İran'da hala bu söz bu anlamda kullanıyor.
Abdülbaki Gölpınarlı Tasavvuftan Dilimize Gecen deyimler ve atasözleri adlı güzel kitabında bu sözcüğü anlatırken eskiden Bektaşi dergahları ile Mevlevi dergahlarında muhabbet erbabı kişilere koca pezevenk denirdi diyor. Muhabbet tellalıda burayla ilgili.
Sonuç olarak demem şuki, Sünni kesim bu güzel tabirlerimizi kötülemiş, biz bunu savunmakta korkar olmuşuz sonucta bu sözcükler lugatıyla değil, galatıyla bilinir hale gelmişler. Derlerya galatı lugatcasından meşhur. Biz kendi dilimizi, konuşacaksak kendi dilimizin tabirlerini yeniden kullanıp onlara hak edtikleri anlamları geri kazandırmalıyız. Burada utanacaksa utanacaklar utansınlar biz değil.
Şimdi biz, bu güzel kültürün, bu güzel tabirlerinden kaybettiklerimizi geri alalım diye uğraşırken, kendilerini anlamakta zorlandığım, bazı aleviler elimizdeki Kızılbaşlık gibi güzelim sözlerimizide feda etmeye çalışıyorlar. Yapmayın arkadaşlar, yazıktır bu kültüre.
Sevgili Kenanoğlu bu konu derin, göründüğü gibi geniş bir konu, belki ilerde bu konuda bir makale yazarım bu günlük bazı nefeslerden parçalar yazarak bu muhabbeti bağlayayım.
Şöyle demiş Agahi:
Kimisi bedevi kimi hambeli
Kimisi maliki kimi sümbülü
Bende KIZILBAŞIM Allahın kulu
Hemide guruhi Nacılığım var.
......
Bakın şu zahide tan eylemişler
Agahi Kızılbaş amma demişler
Hacca gitmez diye tan eylemişler
Benim ise her gün Hacılığım var
.......
Ağahiyem alevi mezhebim şia Kızılbaşım
Kerbelanın fırkatından akıttım gözüm yaşım
Hüseynin derdini hiç kimseden sorma be kardeşim
Dile Zeynep anadan sor dile zeynep abadan sor
Feyzullah Çınar bunları kasete söylemişti herkes bilir sanırım.
Aşk ile

Rıza AYDIN

 
ALİ KENANOĞLU
12.01.2012 / 17:35

Kızılbaşlığın nasıl isimlendirildiği ile ilgili iki anlatım vardır
1) Alevi söylencelerine göre Kızılbaş kelimesinin kökenini Uhud Savaşı'na kadar dayandırırlar. Rivayetlere göre Hz. Ali, Peygamberimiz Hz. Muhammed'i korumak için önüne siper olmuş ve başından yaralanmıştır. Bu savaştan sonra Hz. Ali ve taraftarlarına Kızılbaş denilmiştir. Yine bir rivayete göre Hz. Ali Sıffın Savaşı'nda başlarına kırmızı başlık takmışlardır.
2) Diğer tanım ise Büyük Alevi devletlerinden olan Safevilere dayandırılır. Safevilerin ve Erdebil dergahı beylerinin ve askerlerinin başlarına 12 dilimli kızıl bir külah-börk taktıklarıdır. Özellikle Safevilerin hükümdarı Şah İsmail ve Yavuz Sultan Selim arasındaki çekişmeden sonra Kızılbaş tabiri giderek Alevileri ve Ali taraftarlarını aşağılamak için kullanılmaya başlanmıştır.
Kızılbaşlık tarihi süreçte, Alevi -Bektaşi inanç ve kültür öğretisinin, toplumsal yaşam tarzının siyasallaşmış doktrinel adına ve devlet iktidarını amaçlayan stratejik hedefine sosyo-ekonomik toplumsal kuramının uygulama düzeninin sistemine denmiştir. Yani Alevilik öğretisinin toplumu bilgi ve becerilerisiyle yönetme, iktidar erkiyle uygulama modeline Kızılbaşlık sistemi denir.
Bugün ise Alevilik ve Kızılbaşlık özdeş hale gelmiştir.

Bu konuyla ilgili diğer bir yazı;

(Prof. Dr. Oktay Efendiyev)
― Kızılbaşlık, Şeyh Haydar’la alakalıdır. Şeyh Haydar kendi müridlerini, nizamı, askere nizamı (öz taraftarlarını) sağlamak ve düşmanları olan Akkoyunlarından ayırmak için Türkmen papağı, başlığı, oniki kırmızı dilimli taç (Tac-ı Heyderi olarak isimlendiriliyor) giyerlerdi. Bu başlığı giyenler ekserisi Türk’tür. İşte bunlara Kızılbaş denildi. Onları Kızılbaş olarak adlandırdılar. Papaklarından geldi bu isim. Oniki dilim, Oniki İmam’ı sembolize ediyordu. Bu Kızılbaş adı çok yaygın oldu. Bütün Türk tayfaları, Kızılbaşların müridleri oldular. Sofileri oldular. Şeyh Haydar zamanında. Daha sonrada Şah Hatayi taraftarları da o adı aldılar. Kızılbaş karşı taraftakiler. Onların devleti de Kızılbaş devleti olarak adlandırıldı. Hem elemanlar, hem memleket, devlet Kızılbaş olarak isimlendirildi. Civardaki ülkeler de Rusya da onları öyle bildi. Bu hemen hemen bütün kaynaklarda böyle yazılır. Safeviler bir sülalenin adıdır. Kızılbaşlık ise, devleti kuran ve daha geniş kesimi kapsayan bir isimdir. Sonra, Kızılbaş Safevi Devleti’nde yaşayanların tümü ismiyle anılır oldu


Bu iki anlatımı da hazır Alevi web sitelerinden alıntı yaparak buraya yazdım.

Bu iki anlatımın dışında başka bir anlatım ben duymadım.

Hamza can, bu anlatımların hangisinden rahatsız olmuştur buna da akıl sır eyleyemedim.

Anladığım kadarıyla Hamza can, Osmanlı şeyhülislamların Kızılbaşlığa bir iftira olarak kullandıkları ve esasen bu topluluğu katletmek için gerekçe uydurdukları “ana bacı tanımadan onlarla cinsel ilişki yaşayan topluluk” söylemini kabul etmiş. Yani Osmanlı şeyhülislamının bizim için kullandığı tanımı kabul etmiş. Niye bunu kabul ettiğine de akıl sır erdiremedim.

Hamza can şöyle diyor; “Osmanlı Devleti Şiilere de Kızılbaş diyordu. Neden Şiiler Kızılbaşız demiyor da, günümüzde Alevi ibadetlerine uzak, ateist bazı kimseler (bunların anne ve babaları Alevi) Kızılbaşım diyor. Ayrıca, Şiiler kendilerine Alevi demiyor. Değerli can, elbette kendine Kızılbaş diyebilirsin. Ancak, Aleviler kendilerine Kızılbaş dememiştir ve demez. Bir Sünni de kendisine Yezid demez. Çünkü bu adlar etik adlardır. (Dış toplulukların vurduğu ad)”

Ve devam ediyor; “Yezid, bize Kızılbaş diyor, biz de kabulleniyorsak... biz de onlara Yezid diyoruz... Bu durumda onlar "Biz Yezidiz" demeli. Niye demiyorlar, onlar mı akıllı, Kızılbaşız diyen neo-Aleviler mi? Bu neo-Aleviler ceme gider mi? Alevi inancına sahip midir?”
Şimdi bu söylemlerden yola çıkarak;
1- Osmanlı bize Kızılbaş ismini verdi de Alevi ismini biz kendi kendimize mi verdik. Hangi topluluk oturup toplanıp “benim ismim şu olsun”a karar vermiştir. Bugünkü anlayış kalkıp Aleviliği de “ başka bir iftira ile tanımlarsa” , “Alevi” ismimizden de mi vazgeçeceğiz.

2- Bülent İşçanoğlu can’da Alevi ozanlarının deyişlerindeki lakap ve soyad kavramını sahici bulmamış. Oysa Anadolu’yu bilenler, oradaki yaşamı ve verilen isimleri bilirler. Bizim köyümüzde, biz kimin nüfus cüzdanında, hangi ismin yazdığını bilmezdik. Herkes lakabıyla tanınır ve bilinirdi. Ben Anamın adını ilk okula başlayınca öğrendim. Lakap bizde Halkın verdiği gerçek isimdi. Nüfus cüzdanında yazılı olan ise resmi işlerde kullanılan isimdi.

3- “Yezit” ismi ile “Kızılbaş” ismi kıyaslanamaz. Çünkü Yezit ismi “zalim yezit” den gelir. Kızılbaş ismi ise “Şah İsmail” ile “Erdebil Tekkesi” ile özdeşleşmiştir. Yezit’in zalimliğini Sünnilerde kabul ederler. Niye kullansınlar ki bu ismi. Ama biz Şah İsmaili yani Şah Hatayi ile onur duyarız. Onun askerinede o askerlerin başına takılan Tac-ı Heyderiye de niyaz ederiz.

4- Kızılbaşlığın bizim için bir anlamı olmasaydı ozanlarımız “soyadımız”, “lakabımız” demez tümden ret ederdi. Oysa öyle yapmamış adımızdan daha önemli olan bir konumda “lakap” ve “soyad” olarak tanımlamışlardır.
Osmanlı dili ile Yezit’in anlayışı ile Kızılbaşlığın tanımlanması beni incitmiştir. Değer verdiğim bir araştırmacı-yazarımızın Osmanlılın şeyhülislamlarının Kızılbaşlığa atfettiği anlamı kabul edip, Ozanlarımızın saoyadına, lakabına yerleştirdiği Kızlılbaşlığı ret edtmesini yadırgadım.
Ayrıca, radikal İslamcı yazarlar ile Alevilik mücadelesinde bir kesime karşı dışlayıcı dil kullanıp kendisini “iyi Alevi (!) “ ilan edip, sistemden nemalanmak isteyenlerin kullandığı dil olan , “Ataist Alevi” tanımlamasını artık aydın – yazarlarımızdan da mı duymaya başlayacaktık. Bu yetmiyormuş gibi, bir de bizim diye sahip çıktığımız aydınlarımızın yeni türettiği dışlayıcı, kendi içinde ötekileştirici yeni bir tabire daha mı sahip olacaktık.

Ali Kenanoğlu
Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu

 
Gönderen Kazim Akbaba Viyana
31.12.2011 / 14:10

2012 Yılı için bazı tavsiyeler…
Konuşurken sözlerimizi ölçmeli, tartmalı, akıl süzgecinden geçirmeliyiz. Alevice konuşulmalı, Hz.Ali'nin adaletini unutmadan, her türlü haksızlıða karşı Hüseyin'ce durulmalı, Pir Sultan'ca direnmeli. Yıkıcı deðil yapıcı ve bir bütün olarak, Alevi inancına hizmet eden yapımızı daha da güçlendirmeliyiz. Örnek teşkil edebilecek çalışmalara imza atmalıyız.

Özümüzü dara çekerek, birbirimizden kuşku duymaksızın, Alevileri bir araya getireceðimize inanıyorum.

Biz İnanç önderleri her zaman, cüretkar, başarılı yöneticilerin yanında olmuşuzdur. Tıpkı 24 Aralık 2011 tarihinde olduðu gibi; yasaklara raðmen, Maraş'a gidildi ve vali konaðı önüne karanfil bırakıldı. Basın toplantısı düzenlendi ve şehitlerimizi anma gülbeng'in okundu. Bunlar bedel ödenerek gerçekleştirildi. Bu onurlu eylemlerinden dolayı kendilerini kutlar, başarılı ve cesaretli tavırlarının bütün Alevi canlara örnek olmasını dilerim.

Yeni yılın başarılı, cüretkar, davasına içtenlikle sahip çıkan Alevi canlara barış, mutluluk getirmesi dileðiyle, yeni yıllarını kutlar, ailece huzurlu ve saðlıklı olmalarını dilerim.

 
Gönderen SÜLEYMAN ÖZDEK Viyana
13.06.2011 / 21:02

Bu Bir Sevdadır!
Evet, Meclise Can Gerek dedik, bu söylemimiz gelir geçer bir şey değildir. Aksine uzun vadeli bir maraton ve tavırdır. Aydınlığa ve ışığa yürüyüş, yüzlerce yıllık bir sevdadır.
Gün gelir Mansur olur,
Kendi kanıyla yıkanır, dara durur.
Gün gelir Nesimi olur,
Bir yıldıza dönüşür.
Pir Sultan olur…
Dostun gülleri taş kesilir.
Şeh Bedredin’le yarin yanağında,
Güller selama durur.
Sivas’ta 33 Can olur
Ateşete, Semaha yürür.
Yolda yoldaş, yürüyene rehber olur.
Sonra bir nice sevda olur…
Evet, bizim bir derdimiz var ve bu derde çare arama bir sevdaya dönüşmüş, İkrar kıldık, ser verdik… Kara gidişin başına belâ. Dosta umut.
Aslında bu tüm insanlıgın sevdasıdır da, veya öyle olmalıdır.
Bu sevda uğrunda, ağır bedeller ödedik. Hep doğru bildiğimiz yoldan şaşmadık. Bu çağlayan varoldukça, bu nehir aktıkça Böyle olacak…
Bu seçimlerde Turgut ÖKER’in şahsında bir çıkış yaptık. Bu bir tavır koymaktı. Bundan böyle devamı gelecek ve uzun soluklu bir süreçtir. Devam edecektir. Bunun, kısa vadeli sonucu önemli olmakla beraber, asıl olan doğru tutumun hayata geçirilmesidir. Bir ezberin bozulmasıdır.
Turgut ÖKER, Avrupa Alevi Örgütlülüğü başta olmak üzere, ömrünün 25 yılını bu topluma adamış, gözü pek, dürüst, bigi ve deneyime sahip bir canımız ve Liderimizdir. Onunla, daha pek çok zoru başaracağımıza yürekten inanıyoruz.
Önderlerimiz, gök yüzünde birer yıldızdır.
Bazen kara bulutlar olsada, onlar hep yerlerindedirler ve bize yol gösterirler…
Hakla hak, Hızırla Yoldaş olanlara!...
VAT Yönetim kurulu Üyesi

 
Aydın Şafak
10.06.2011 / 07:12

Perk Pirsultan Abdal Kültür Dernegi’ne,
Alevi Toplumunun değer yargılarını gözönünde bulundurarak,ona temiz kan aramanın yoluna sevdanı katarak bende varım diyen,Pir Sultanın direnci ile ona sahip çıkma ve yaşatma ugraşı veren sizleri kutluyorum.
Yüreğimi yüreginize katarak sizlerle her koşulda;Yalancı Alevilere,ispiyoncu,sahtekar ve entrika oyunlarına karşı duruşta, beraber olduğumuzu bilmenizi isterim.1400 yıllık Alevi gelenek ve göreneklerimizi asimile yapmak için entrikalarla yolumuza hain emellerini kusarak,engel olmak isteyen ajan güdümlü sahte Alevileri elimizin tersi ile iterek,yolumuza devam edeceğiz.Çağrınız dersimizdir!Bundan böyle her koşulda,her türden etkinliklerinizde,sesinize sesimizi katarak yanınızda olduğumuzu bildiririz.
Ne Hakim sınıf Asimilasyoncuları,nede İzzettifeytullah ve Kıtalar ötesi hain emeller,Aleviligi gerçek yörüngesinden saptıramıyacaklar.
Kendilerine Aleviyim deyip,Avusturya da Ögretmenlik yapıp,Alevi çocuklarına,Islam dersine katılın çağrısı ve baskısı yapan bu zihniyet yaptıklarıyla Alevilerden ŞAMAR yiyeceklerdir.Aleviler içerisinde hiç bir değerleri kalmayan bu kafalar, er geç dizlerine vuracakları günde kendilerine soracağız.
Bunca asimilasyoncu oyunlara karşı duruşta,olanları içinize sindirmeyerek ayrı duruş sergilediniz.
Duruşunuz Pirsultan duruşudur.
Bu duruşunuzu selamlıyor ve yanınızda olduğumuzu bildiriyoruz.

 
1 2 3 4 5 6 7 8 9 Sonraki
 


DUYURULAR

LİNKLER







Dergahta Birlik_Veliyettin Ulusoy_Acis Konusmasi von Sercesme_Medya