#
Datum: 14.07.11 09:21
Kategorie: Platform

Seçimin galibi:Alevi Düşmanlığı

Türkiye bir genel seçimi daha geride bıraktı. Tayyip Erdoğan yarı hileyle ve baskıyla yarı da hak ettiği için geçerli oyların yaklaşık yüzde 50’sini alarak üçüncü kez tek başına iktidar oldu. Hileyle ve baskıyla dedik. Evet, hile, baskı, sindirme yanında bir de diğer partilerin aleyhine devlet imkânları devreye sokuldu. Psikolojik yıldırma mekanizmaları işletildi. Halkın manupule edici reklamlarla ve ısmarlama kamuoyu araştırmalarıyla beyni yıkandı. Ayrıca Erdoğan seçim sürecinde çok sert ve nezaketsiz bir üslup kullandı. Muhalefet liderlerine bel altı vuruşlar yaptı. Hâsılı yüzde 50 oya ulaşıldı ulaşılmasına ama bu hedef için uygulanan yöntemler hiçte şık ve centilmence değildi.

HÜSEYİN DEMİRTAŞ

Başbakan Erdoğan, seçim kampanyası boyunca iki dönemdir iktidarda biri gibi hareket etmezken, din istismarını da elinden hiç bırakmadı. Hem CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na hem de BDP’nin Bağımsız Kürt adaylarına karşı din silahını sonuna kadar kullandı. Çok kere Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliğini ima ederek, onu, dolayısıyla Alevileri meydanlarda yuhalattı. BDP’lileri de Kürtlerin dinini Zerdüştlük olarak göstermekle suçladı ve İslam diniyle sorunlarını olduğunu ileri sürerek, çoğunluğu dindar olan Kürtleri „din kardeşliği“ üzerinden partisine çekmeye çalıştı. Bu suretle Sünni Kürtleri, dolaylı olarak Alevi-Kürt Kılıçdaroğlu’na oy vermemeye davet etti. Bunda başarılı da oldu. Çünkü Sünni Kürt çoğunluklu illerde CHP hiç milletvekili çıkaramazken, BDP destekli bağımsızlardan arta kalan oyların hemen hepsini AKP aldı.

Erdoğan’ın geçen seneki 12 Eylül Anayasa referandumundan bu yana uygulamaya soktuğu bu açık Alevi karşıtı politika çok etkili olmuşa benziyor. Nitekim referandumda yüksek „Evet“ oylarının çıktığı Orta ve Doğu Anadolu ile Karadeniz illerinde Alevi karşıtlığı yine çok etkili olmuş ki, bu sefer de AKP çok yüksek oy oranlarına ulaştı. AKP’nin elde ettiği yüzde 50 oy oranı içinde „ekonomik nedenlerle oy verdim“ diyenler kamuoyu araştırmacısı Adil Gür’ün tespitlerine göre yüzde 72 tutuyor. Ancak AKP tercihi yapanlar tek bir nedenle oy vermiyor. Ağırlıklı olarak yukarıda saydığımız bölgeler yanında, aslında büyük şehirlerde, Ege ve Marmara’da yaşayan muhafazakâr seçmenler arasında da, AKP’ye oy vermede „dinsel gizli nedenler“ çok etkili olabiliyor. „Dinsel gizli nedenler“in de adını koyalım; bu Kılıçdaroğlu’nun Alevi ve Kürt kökenli olmasıdır. Gerçi Turgut Özal’da olduğu gibi Kılıçdaroğlu’nun da Kürtlüğü bir yere kadar tolare edilebilirdi ama Aleviliği asla görmezden gelinemezdi. Başbakanın Kılıçdaroğlu’nun Aleviliğine olumsuz vurgusu söz konusu seçmen nezdinde hemen tuttu. Erdoğan referandumdan bu yana yürüttüğü Alevifobik kampanyayla, Anadolu’daki Sünni çoğunluk arasındaki tarihsel önyargılar yeniden canlandırıldı ve Kılıçdaroğlu’nun hak ettiği oranda bir oya ulaşmasını engellemiş oldu.

Öyle görünüyor ki, Alevifobik kampanya neticesinde, CHP hak ettiğinin en az 10 puan altında, AKP de 10–15 puan üstünde oy almıştır.
Böylece bir taşla iki kuş vurulmuş oldu. Kılıçdaroğlu hem hedef olarak koyduğu oy oranına ulaşamadı hem de bu suretle gelecek seçimler için AKP karşısında güçlü bir alternatif olmaktan büyük oranda çıktı. Üstelik bir de Deniz Baykal yanlısı parti içi muhalefete karşı eli zayıflatılmış oldu. Nitekim Baykal başta olmak üzere parti içi muhalefet seçimler biter bitmez Kılıçdaroğlu’nu başarısız olmakla suçladılar ve kurultay çağrısı yaptılar. Alevilere ve Aleviliğe karşı önyargı, şüphecilik, korku, düşmanlık ve tahammülsüzlük sadece AKP ve Başbakan Erdoğan’da değil, güya laik olmakla övünen birçok Sünni kökenli CHP’lide de zaman zaman depreşiyor. Zannediyorum ki, Kılıçdaroğlu’nu başarısız bulan CHP içi muhalefette başta Deniz Baykal, Şahin Mengü, Kemal Anadol ve Berhan Şimşek olmak üzere aynı gizli Alevifobik duygular öne çıkıyor. Kendileri sanki CHP’yi 1999’da baraj altında bırakmamış ve çok başarılı sonuçları olan seçimler geçirmiş gibi, yüzde 30’lu rakamlara ulaşamadığı için Kılıçdaroğlu’nu istifaya davet ediyorlar. Hâlbuki Baykal’a tanınan kaset olayı yaşanmasa hiç bitmeyecek kredi Kılıçdaroğlu’na da tanınmalı ve partiyi bir süre daha yönetmesine izin verilmelidir.

“Yiğidi öldür ama hakkını yeme” demişler. Aslına bakılırsa Kılıçdaroğlu çok insafsızca ve sinsice yürütülen Alevifobik kampanyaya rağmen yine de iyi bir oy oranı yakalamıştır. Her şeyden önce Aleviler eskiden olduğundan daha fazla, en az yüzde 95 oranında CHP’ye oy vermiştir. Kılıçdaroğlu’nu öyle sahiplenmişlerdir ki, milletvekili aday listelerine çok az Alevi aday koymasına, Alevi kelimesini bile telaffuz etmemesine, Alevilere yönelik somut bir vaatte bulunmamasına rağmen desteklerini esirgememişlerdir. Öyle ki, İstanbul 1. Bölgede adını sevmediği halde CHP’li Osman Korutürk’e ve emekli müftü İhsan Özkes’e oy vermişler ama yıllardır Alevi davasına hizmet eden, kendi evlatları AABK Genel Başkanı Turgut Öker’e meclis yolunu açmamışlardır. Açıkça Aleviler, oy verirken Alevi kimliklerini ikinci veya geri plana itmişler ama aynı davranışı başta AKP ve MHP’liler olmak üzere Sünni seçmen gösterememiştir. Hatta Kılıçdaroğlu’nun Aleviliğini ve Kürtlüğünü mesele yapan önemli sayıda CHP’li ulusalcı eğilimli bir seçmen kitlesinin de MHP’ye oy verdiği söylenebilir.

Maalesef ülkemizde etnik, dini ve mezhepsel aidiyetler üzerinden politika yapılıyor ve oy veriliyor. Bu da demokrasinin henüz yerleşmediğinin açık kanıtıdır. Oysa demokrasilerde sandığa giden seçmen, seçeceği partinin ve adayın dini, etnik, mezhepsel ve cinsel kimliğine bakmaz. En azından bu konular oy verme davranışında birinci öncelikli bir faktör değildir. Yine batılı yerleşik demokrasilerde seçmen aşiret reisinin, tarikat şeyhinin ve mahalle imamının talimatıyla da oy vermez. Ya ne yapar? Buralarda öncelikle insanlar birey olmuştur. Yani kendi kendinin bilincindedir. Vasi ve veli kabul etmezler. Başkalarından emir almazlar. Kendi özgür iradeleriyle genelde rasyonel kararlar verirler. Oylarını parayla veya herhangi bir menfaat karşılığı satmazlar. Oy vereceği partinin kendi dünya görüşüne, sınıfsal yapısına uygun olup olmadığına bakar. Peki, batıda dinsel ve etnik yönelimli partiler yok mudur? Vardır ama bunlar marjinal, ırkçı ve asla iktidarın yanına bile yaklaşamayan partilerdir. Bizdeki gibi kitle ve iktidar partileri değil…

Her ne kadar batıda böyleyse de, bizde demokrasinin pek fazla yer edinemediği kesin gibi... Zira zaten yüzde 10 gibi adaletsiz bir seçim barajı da işin cabası. Böyle giderse, ben Türkiye’de demokrasinin ilelebet yerleşemeyeceğini bile düşünüyorum. Çünkü her şeyden önce başta Başbakan Erdoğan olmak üzere parti liderlerimiz demokrasiyi kendi içlerine dahi sindirememiş durumdadırlar. Çünkü hep kendilerine demokrat ve Müslümanlar! Özellikle Erdoğan, tek başına çok oy almayı demokrasi sayıyor. Çoğunluk diktatörlüğüne özeniyor.

Demokrasinin asıl azınlıkta kalanların ve kendine oy vermeyenlerin haklarının en iyi korunduğu bir rejim olduğunu unutuyor. “Yüzde 50 aldıysak her şeyi biz belirleriz” diye düşünüyor. Demokrasilerdeki “yasama, yürütme ve yargı” dengesini hiçe sayıyor ve bu mekanizmaları hedeflerini gerçekleştirmesinin önünde birer engel olarak görüyor. Halkı Alevi-Sünni diye ayrıştırmayı marifet biliyor. Sırf oy devşirmek uğruna Kılıçdaroğlu’nun Aleviliğini mesele yapıyor. Alevi olmak bir suçmuş gibi konuşarak toplumun içine fesat tohumları ekiyor. Acıdır ama 1970’li yıllarda kaldığını düşündüğümüz Alevi-Sünni ayrımı, düşmanlığı bu ülkenin hem de Alevi çalıştayları düzenleyen, Alevilerin sorunlarını çözmeye talip olan ilk Başbakanı tarafından yeniden uyandırıldı! Bu nedenle önümüzdeki süreçte Alevilere yönelik olumsuz gelişmeler olursa, bunun yegâne sorumlusu Başbakan Tayyip Erdoğan’dır.

Ayrıca Erdoğan, gerek miting meydanlarındaki konuşmalarıyla gerekse el altından yaptırdığı propagandayla muhafazakâr seçmeni öyle etkilemiştir ki, bu kesim, “Türkiye’nin başında Kılıçdaroğlu gibi Kızılbaş bir Başbakan görmektense, kıyamet kopsun daha iyi” noktasına çekilmiştir. Ya da Erdoğan ve partisinin icraatlarını beğenmeyen bir dindar Sünni seçmen bile, “Kılıçdaroğlu gibi Alevi ve Kürt biri Başbakan olacağına, hırsız da yolsuz da olsa bizden biri olsun” duygusuyla AKP’ye oy vermeye itilmiştir. Hatta Suriye’de son aylarda yaşanan iç çatışmalar örnek gösterilerek, “Bakınız, Suriye’de Aleviler iktidarda ve yıllardır baskı altında yönettikleri Sünni çoğunluğu katlediyorlar” diye kara propaganda bile yapılmıştır.

****

Özetle Başbakan Erdoğan Türkiye tarihinde ilk kez oylarını artırarak üçüncü dönem için iktidara gelmeyi başarmıştır. Ancak bu seferki geliş, hem Aleviler hem de Kürtler ve kişisel hak ve özgürlüklere önem veren başka kesimler açısından hiçte iyi bir gelişe benzemiyor. Tayyip Erdoğan, yaklaşık 9 yıldır iktidarda ama hiçbir zaman ortalama sağcı bir lider olmayı aşamadı. İslamcı, Milli Görüşçü, Sünni ve Emevici reflekslerini biraz frenleyip, bir türlü klasik ve kabadayı bir Türk kasaba politikacısı olmaktan kurtulamadı. Her ne kadar seçim zaferi sonrası yaptığı balkon konuşmasıyla Ortadoğu’ya, Kafkaslar’a ve Balkanlar’a selam çakarak, bölge lideri olduğunu ilan etse de, otoriter ve faşizan nitelikli politikalarıyla, medyayı susturma çabalarıyla vizyon sahibi bir devlet adamı olmanın hala çok uzağında görünüyor.  2007 seçimleri sonrasında da balkon konuşması yapmış ve kendisine oy veren-vermeyen herkesi kucaklayacağını söylemişti. Sözünü tutmadığı gibi, birinci iktidar döneminin aksine daha da sertleşti ve despotlaştı.

Hiç sanmıyorum ama bakalım Erdoğan ustalık diye nitelendirdiği bu dönemde kapsayıcılık ve herkesi kucaklayıcılık sözünü tutabilecek mi?

---------- o O o ------------

Butzbach, 15 Haziran 2011

— Bu Makale Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun (AABK) Aylık Yayın Organı Alevilerin Sesi Dergisi’nin 150. Sayısında Yayınlanmıştır

 



DUYURULAR

LİNKLER