#
Datum: 17.03.11 12:55
Kategorie: Etkinlikler

Newroz, Ortadoğu halklarının ortak vicdanıdır!

Alevilerce Newroz yeni yıl ve baharın başlangıcı ile beraber, inançsal boyutta Hz. Ali’nin hem doğum günü, hem de Hz. Fatıma ile evlendiği, yaradılışın sevgi ve mutluluğun alevlendiği, yeşerip boy verdigi bir gün olarak kutlanır.

Aleviler Hz. Ali’yi 21 Mart’ta anlatırlarken, kendi inanç ve ibadetlerinde en yüce makamda onu görür, ona kutsanmış eşsiz bir kimlik yüklerler. Bu bayramın en anlamlı anları, 20 Mart’ı 21 Mart’a bağlayan gecedir. Bu gece aydınlık karanlığı yener, yani günün uzunluğu geceyi geçer. Halk arasında, bütün tabiat varlıklarının bu gece secdeye indiğine inanılır.

2600 yıldır Çin sınırından Fırat boylarına, oradan Balkanlar’daki Alevi-Bektaşi dergâhlarına kadar geniş bir coğrafyada kutlanır Newroz. İranî (Farsça) kökenli bir tanımlama olan “Newruz’’, iki sözcükten oluşur. “Yeni Gün“ anlamına gelir. Ortadoğu’daki bütün halkların kendi dillerinde “Yeni Gün“ anlamına gelen farklı sözcükler de kullanırlar. Newruz, Newroz, Nevruz, Newroc gibi.

Newroz, Ortadogu halklarının vicdanına ateş olarak yerleşmiştir. Tarihte, Newroz efsanesini sahiplenerek zulümkârlara karşı soylu bir direnişin destanını yaratan her halk, her dini inanış, kendi efsanesini bir anlamda yeniden yaratmış, ağırlıkla inançsal ibareler eklemiştir. Ortadogu halkları, ayrıntılarda ve biçimde biraz farklı ama birbirine yakın temalarla kutlarlar bu günü. Bunların bazılarının içerisinde hüzün vardır. Bazılarında sevinç, coşku ve bir bayram havası vardır.

Hayyam Newroz’u anlatıyor

Newroz efsanesinde anlatılan iki mitolojik kahramandan birinin ismi Feridun, diğerinin Demirci Kawa’dır. Mitolojik kral olarak ise zalim Dehak’ın ismi geçer. İranlı şair-filozof Ömer Hayyam (1040–1122) “Newrozname’ adlı eserinde şöyle anlatır:
 
“Kürt kahramanı Demirci Kawa’nın en yakın arkadaşı olan Feridun yandaşları ile sarayı basarak zalim Dehak’i esir alır. Bu destan kahramanı Feridun’un İranî halkları bu zülümkar Dehak’in şerrinden kurtardıği gün olarak, Kürtler o günü bayram ilan eder...’’ Kawa Efsanesi’ni kendileri için ulusal bir efsane olarak bina eden Kürtler, bu bayramı, Farslar’dan çok değişik bir tarzda kutlarlar.

Ateş, dinlerin önemli bir bölümünde kutsaldır. Hint-Avrupa kavimlerinin eski inançlarında, alevler arasında bir tanrının varlığına inanılırdı. Newroz gecesi olarak kabul edilen bu gecede, halk kitleleri yaşadıkları yöreye yakın en yüksek dağın tepesinde, yakılan ve yerine göre direniş ya da kurtuluşu simgeleyen ateşi yakarak, etrafında coşkuyla ulusal oyunlarını oynarlar, dualar okurlar. Ertesi gün ise kutlamalar, çeşitli oyun ve eğlencelerle sürerdi.

Anadolu’daki Kızılbaş Aleviler ve Newroz

Gece ile gündüzün eşitlenmesi, güneşin balık burcundan koç burcuna döndügü 21 Mart gününe rastlar. Anadolu’daki Kızılbaş Alevileri, yüzlerce yıldır ne serdengeçti pirlerini, ne de onlardan miras kalan inanç ve ibadet günlerini unuttular. Aleviler, yaşadıkları coğrafyada, kendi vicdanlarının sesi neyi öngörüyorsa, töre ve törenlerini ona uygun bir şekilde kutlamışlar.

Pire ikrar veren Anadolu Kızılbaş Alevileri, zulüm ve baskıya karşı direnme ruhlarını hiçbir zaman kaybetmediler. O direnme ruhu ile Malya ovasında, Pir Baba Resul ve Baba İshak’la yürüdüler. Nurhak Başsaz yaylasında, Postnişin Kalender Çelebi’yle ser verdiler. Aydın ovasında, Serez Çarşısı’nda Şeyh Bedreddin ile asıldılar. Kızılırmak boylarında yalın kılçlarla biçildiler, yağlı urganlara çekildiler.

Bütün inanç değerlerini kendileri yaratan yol bendesi Anadolu Alevi- Bektaşileri, Newroz’u kendi kültürleriyle emzirip beslemişler. Binlerce yıllık uygarlıklardan süzülerek gelen 21 Mart Newroz günü, birbirlerini ziyaret edip barış, dostluk, sevgiyi paylaşmışlar. Gündüzleri halay çekmişler, akşam da dergahlarda ’’Newroz Cemi’’ yapıp semah dönmüşler.
 
Binlerce yıldır, insanlık kendi tarihinde daima doğa varlıkları ile ilişkilerini hep saklı tutmuş. Bu ilişkilere yer yer kutsallık yükleyerek törensel bir şekilde, zamana ve çağa uyarak, özünü bozmadan sürdürmüştür. İyiye, güzele, doğruya ve yeniye dair ne varsa onu en sevdikleri ile paylaşmıştır. Ağır ve zorlu geçen kış aylarından sonra, toprağı işleyecek, durağanlıktan harekete geçebilecek, bitkilerin yeşermesi, dalların boy vermesi, kuzuların melemesi, toprağın canlanması... Dolayısıyla bereketin ve bolluğun başladığı bir gündür 21 Mart Sultan-ı Newroz.

Alevilerce Newroz yeni yıl ve baharın başlangıcı ile beraber, inançsal boyutta Hz. Ali’nin hem doğum günü, hem de Hz. Fatıma ile evlendiği, yaradılışın sevgi ve mutluluğun alevlendiği, yeşerip boy verdigi bir gün olarak kutlanır.

Geçmişte Alevi-Bektaşiler Newroz günü, baharın çiçekleri ve gülleri ile süslenmiş, mumlarla aydınlatılmış cemevine, en temiz ve güzel elbiselerini giyerek gelirlerdi. Günün anlamı Sultan-ı Newroz ve Hz. Ali hakkında muhabbet edilirdi. Gülbenkler, deyişler okunur, canlar getirdikleri lokmaları paylaşır, şerbetler (dem) içilerek kutlanırdı. Eskiden Nevruziyyeler, dergâh bahçelerinde, hattâ kırlarda, yeşillik yerlerde de okunurdu. 
 
Cümle eşya bugün destur aldılar            
Erenler dergâhı ruşen bu günde
Aşk ile didâra karşı yandılar                  
Doldurmuş bâdeyi, sunar elinde
 
Erenler ceminde bâde sundular              
Susuz olan kanar kendi gönlünde
Himmeti erince Nevruz Sultan’ın            
Himmeti  erince Nevruz Sultan’ın
(Pir Sultan)

Ne mutlu ki Ali gibi bir Serdar böylesi kutsal bir günde dünyaya gelmiştir. Aleviler, cemevlerinde ve dergahlarında Şah-ı Merdan Ali’yi kendilerince bir başka güzellikte anlatırlar.  İlim ve irfan kaynağı, gizli ve aşikar hazinelerin sahibi, temkin ve edep sofrasının efendisi, silsile-i zehep halkasının mest omuşudur Ali. Ali 12 İmam’ın başıdır. Ondan sonra zuhur eden neslin imameti, yalnızca kabul ve makbuldur. İmamlık Ali ile başlar Mehdi ile biter. Sessiz gücü, inanç konusundaki açık görüşü, duyuş derinliği ve üzerinde topladığı üç özelliği olan yiğitlik, bilgi ve bağlılık, bunlardan ötürü kendisine Esedullah (Tanrının Arslanı) Arifibillah (Tanrının Arifi) gibi şanlar verilmiştir.

Aleviler Hz. Ali’yi 21 Mart’ta anlatırlarken, kendi inanç ve ibadetlerinde en yüce makamda onu görürler. Ona kutsanmış, eşsiz bir kimlik yüklerler.
“O hakiki mürşid-i kamilin sohbeti, dertlere deva; bakışı, hastalara şifadır’’, derler. Sözleri, ölü olan kalplere hayat vermektedir, sohbeti vesveseli kararsız gönüllere huzur sunar. “Bu ilmin güneşi, herkese muhabbetine göre parlamaktadır’’, derler.

Aleviler, Hz. Ali’yi kendilerinden uzakta değil, gönüllerinde sayarlar. “Hep mihman kalan odur’’, diyerek deyişlerde her dem onun ismi zikiredilir. O ay yüzlü, turna avazlı, tok sözlü, gül kokuludur. Dünya malına metelik vermeyen, kanaatkar, paylaşımcı bir derviştir. Bütün varlığı, Hakk’a adadığı canı idi. Yoksul ile lokmasını bölüşen, aç kalıp şükür eden, varolanı da yoksula dağıtandı.

16. Yüzyıl’da yaşamış Derviş Kamberî, Hz. Ali için, “önce insan kılığına girdi kendini gizledi (Tanrı misyonu) sonra da yeryüzüne Şah-ı Merdan olarak indi’’, der.
 
Ali’nin işleri daim sır ilen
Kısvetini kırmızıdan örünen
Nar içinde Cebrail’e görünen
Hünkâr Hacı Bektaş Ali kendidir
(Kul Hasan)  
 
Alevi–Bektaşi inancının Anadolu’da mayalanan, köklü geleneklerinin özü eskimez. İtikat ile yanan çırası sönmez. Bu çırayı bir meşale gibi Avrupa’ya taşıyıp tutuşturanlar, bin yıllar önceden en kahırlı dönemlerde sultanlara başeğmeyen ve sarayların kapısında el-pençe durmayan, pirlerine ikrar veren yol taliplerinin, yılgınlığa düşmeyen korkusuz torunlarıdır.

---------------------------------
(Kaynak: Alevilerin Sesi dergisi)



DUYURULAR

LİNKLER