#
YAZARLAR
AYDIN ŞAFAK |
|
| Gençlerin Türküsüyle ... | |
GÜLBEY KÖSEOĞLU |
|
| Ah Şu Çocuklar! | |
TURAN ESER |
|
| Steiger Awards’a Açık ... | |
Türkiye'de yükselen dindarlığın Aleviler için çok tehlikeli bir geçiş dönemindeyiz. Avrupa'sından Türkiye'sine bizi yutmaya çalışan pek çok unsurlar var ve bunda kısmen de başarılı oluyorlar. Ve bu kaybettiğimiz, belli akımların etki almasıyla beyni yıkanan gençlerimizin tekrar yolumuza gelmeleri mümkün değil.
Şenay YILDIZ
Akşam Gazetesi - 7 şubat 2012
Aşağıda Alevi-Bektaşi toplumunun önemli inanç önderleri arasında gördüğü, Hacı Bektaş Veli'nin soyundan geldiği söylenen ve 'postnişin' olarak kabul edilen Veliyettin Ulusoy ile yaptığım okuyacaksınız. Hacı Bektaş Dergahı son dönemde çok tartışılan Cumhuriyet ve Aleviler arasındaki ilişkiyi anlamak açısından son derece önemli. Atatürk'ün Cumhuriyet'in ilanını 'aralarında gizli kalması kaydıyla' o dönemki postnişin Cemalettin Ulusoy'a açıkladığı biliniyor. Birinci Meclis'in İkinci Başkanvekili de olan Kırşehir Milletvekili Cemalettin Ulusoy, aşağıda sorularımızı yanıtlayan Veliyettin Ulusoy'un dedesi. Her ne kadar o dönem çok hasta olduğu için meclise hiç adım atmamış olsa da Hacı Bektaş Dergahı'nın bugün Alevi-Bektaşi camiadaki konumunun anlaşılması açısından yukarıda özetlemeye çalıştığım olayın oldukça önemli var. Her yıl düzenlenen Hacı Bektaş şenliklerine binlerce kişinin katıldığını da burada hatırlatayım.
Hacıbektaş Dergahı'nın postnişini Veliyettin Ulusoy, kentleşmeyle birlikte Alevilerin inançlarından uzaklaştıklarını anlatıyor. Türkiye'de yükselen dindarlığın Alevileri de etkilediğini belirten Ulusoy, 'Aleviler göre göre Sünnileri taklit eder hale geldi' diyor.
Veliyettin Ulusoy hem dergahın Mustafa Kemal ile ilişkilerini; hem de Alevi-Bektaşi geleneklerini ve sorunlarını AKŞAM'la paylaştı:
- Bektaşilik ile Alevilik arasında fark var mı?
Aynı kabul ediyorum, etle tırnak gibi. İncelediğinizde de Alevilikte ve Bektaşiliğin özellikleri, ritüelleri ve ibadetlerinin birbirinden farksız olduğunu görürsünüz
- Alevilik nereden gelmektedir? İslam içi midir, dışı mıdır?
Bir kere İslam dışı şeklinde yorumlamıyorum ben. Bizim inanışımız İslam'la iç içedir. Fakat bizim ibadet yerimiz cami değil, cemevleridir.
- Alevili-Bektaşilikte Kuran'ın yeri nedir peki?
Kuran'ın yeri hep vardır. Ama biz Kuran'ı öğrenmek için okuruz, tekrar hatırlatmak için değil. Allah bize 'öğrenelim ve uygulayalım' şeklinde onu gönderdi. Biz daha çok deyişler, duvazlar, gülbenkler şeklinde onu tercüme edip toplumumuza vermeye çalışıyoruz. Yoksa Kuran'ın yeri bizim inancımızda da yerini muhafaza eder ve saygı görür.
15-20 MİLYON
- Alevi-Bektaşi deyince ne kadarlık bir kitleden söz ediyoruz size göre?
Bunu tahmin etmek çok zor. 15-20 milyon arasında diye düşünüyorum ben. Yalnız gerçekten kaç kişi bu yolu uyguluyor hayatına, bence o rakam çok daha önemli. Çünkü Aleviler için çok tehlikeli bir geçiş dönemindeyiz. Avrupa'sından Türkiye'sine bizi yutmaya çalışan pek çok unsurlar var ve bunda kısmen de başarılı oluyorlar. Ve bu kaybettiğimiz, belli akımların etki almasıyla beyni yıkanan gençlerimizin tekrar yolumuza gelmeleri mümkün değil.
- Türkiye'de yükselen bir dindarlaşma dalgası var. Aleviler de dindarlaşıyor mu bu süreçte?
Dindarlaşma olarak algılamıyorum ama bir taklit var bizim tarafta. Kendi geleneklerimizi bir kenara bıraktık, Sünnileri taklit etmeye başladık.
EŞİT HAKLAR İSTİYORUZ
- Neden?
Çünkü Sünnilikle yatıp, onunla kalkıyoruz! Onu görüyoruz, komşumuz öyle. Hatta cenaze erkanlarımız tamamen Sünni geleneğe göre yapılıyor ne yazık ki! Yanlış anlaşılmasın, biz yüzyıllardan beri beraber yaşadık ama eşit olarak yaşamak istiyoruz. Onların ne hakkı varsa bizim de aynı hakkımız olsun. Yani benim nerede ibadet edeceğime başkası karar vermesin, biz de tanınalım. 'Cem evi cümbüş evi' diyorlar. Bir gün inşallah bizleri de 'öteki' değil de bu ülkenin vergi veren askere giden her türlü şeyde beraber olan biri olarak görürler ve eşit haklardan faydalanırız.
- Geleneklerinizin zayıflamasından şikayet ediyorsunuz. Bu nasıl oldu peki?
İlk başlarda daha çok köylerde, kırsal yerlerdeydik. Daha sonraları tabii büyük şehirlere göçler başladı. Bu göçün sonucu olarak da pek çok şeyimizi unuttuk. Terk ettik, terk etmek zorunda kaldık. Çünkü bu inancı şehir toplumuna uygulamak biraz zor. Tabii bir de kopukluk var.
- Neden kopukluk var?
Tekke Zaviyeler kapanınca dergahta yetişen dedeler ya da yol önderleri sırf küçük çevrelerine hitap etmeye başladılar. Tabii, bu bizlere de darbe vurdu. Kentleşme süreciyle beraber, gençler bir şey bilmeden dedeleri kovdular. 'Ne verdiniz bize? Siz sömürücüsünüz' gibi sözler söylediler. Tabii dedeler de küstü biraz buna. Bir de ibadetlerimizin çoğu ne yazık ki şov şekline dönüştü. Esasından uzak bir şekilde televizyonlardan gösterilmeye başlanıldı. Şimdi gençler oraya bakıyorlar ve her gün aynı sanıyorlar. Bu yüzden de gitmiyorlar. Ama evvelden öyle değilmiş. Gerçek cemlerde tümüyle bu yola tam teslim olmuş insanlar orada. Şimdi ne yazık ki bu tür cemler çok azaldı.
- Alevilik kentte yaşayabilecek mi peki?
Tabii şimdi bocalama dönemindeyiz. Mesela bizi bugüne getiren musahiplik gibi kardeşlik geleneklerimizi kaybettik. Köy yaşamından kente getirip, illa 'yapacağız' dediğimiz bir bocalama dönemindeyiz. Bazı çalışmalar da yapılıyor. Şehre ayak uydurularak, halkın kabul edeceği yeni bir şeyler konulacağı bir geçiş dönemindeyiz diye düşünüyorum. Cemevlerinin resmi statüsü kazanması da bu süreçte çok kritik.
Atatürk"e destek verdik
- Sizin dergahınızı Atatürk'ün ziyaret ettiği ve dedeniz Cemalettin Çelebi ile görüştüğü biliniyor. Atatürk Alevi-Bektaşi miydi tartışmaları bu nedenle hiç bitmiyor. Siz ne düşünüyorsunuz?
Benim için hiçbir önemi yok. Atatürk Alevi de olsa olur olmasa da olur. O çünkü çok daha yukarıda birisi bence. Ama gerçek şu ki, Cumhuriyet kurulmadan önce Atatürk Hacıbektaş'a geldi ve bizim evimizde bir gece kaldı. İlk kez Cumhuriyet sözü de bizim evde konuşuldu. Biz biliyoruz ki, aralarında gizli kalmak kaydıyla Cumhuriyet meselesi konuşulduktan sonra maddi olarak neyi varsa hepsini veriyor.
Dem geleneğimizde alkol var
- Alevi-Bektaşi geleneğinde alkol var mı?
Bizde var Dem adı altında şimdi çok uygulanmayan ama bazı yörelerde halen devam eden bir gelenek var. Bu içip kafayı bulmak şeklinde değil, temsili bir şeydir. İnsanlar sarhoş olmaya izinli değillerdir, kendinizi bırakamazsınız. Ama buna rağmen yine orada görevliler vardır. Kırklar Cemi bizim için bir örnektir. Kırklar Cemi'nde bir üzüm tanesinin nasıl paylaşıldığı; hem ezip kırka bölünmesi hem de üzüm şarap öyle bir şey. Bir de bu cemlerde sırf ibadet değil, bir de muhabbet olur. Muhabbet toplumun oraya girenlerin görgüsünü, bilgisini artırır. Büyükler, bilenler muhabbet eder. Ama bu muhabbetin açılması için de bir şeyler gerekir. Bunlardan birisi de bu 'dem'dir işte. Fakat bu artık pek uygulanan bir gelenek değil.
Dergahtaki camiyi Nakş”ler yaptı
- İslam içindeyseler Aleviler neden camiye gitmiyorlar?
Peygamber döneminde mescitler vardı. Bunlar toplumsal ihtiyaçları karşılıyordu, ibadet de var bunu içinde, fakir fukaranın yemek yiyip gecelemesi de var. Camiler peygamberden daha sonra Emeviler döneminde oluştu. Emevilerin iktidarında Hz. Ali'nin camide veya mescitte şehit edilmesiyle beraber camilerde Ehlibeyt düşmanlığı başladı. Ehlibeyt biliyorsunuz peygamberin sülalesi: Hz. Ali, Hz. Fatima, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin. Onun için de onları sevenler, yani bugünkü Aleviler soğudular camiden. Aslen cami yok zaten kültürümüzde, mescit var. Şimdiki cemevleri de eski dönemki mescitlerin özelliğini taşıyor. Hem ibadet hem de toplumsal ihtiyaçları karşılıyor.
- Alevi-Bektaşiler camiye gitmiyorsa, sizin başında bulunduğunuz Hacıbektaş Dergahı'nda neden cami var?
1500'lü yıllarda büyük bir isyan oldu. Osmanlı'daki en büyük köylü ayaklanması ve başında da Kalender Çelebi var. Kalender Çelebi bunun sonunda yenildi ve öldürüldü. Bu tarihten itibaren Alevi-Bektaşi toplumunun üzerinde muazzam bir baskı var. Bu baskı devam ediyor ama dergahı kaldırmaya cesaret edemiyorlar. 1826'da Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasıyla birlikte tüm Alevi-Bektaşi dergahlarının yöneticileri ya idam ediliyor ya sürülüyor. O dönemde de Hacıbektaş dergahının başında Hamdullah Dedem var. Hatta Hamdullah Çelebi Savunması adlı bir kitap da çıkarıldı. Kendisi idam edilmiyor, Amasya'ya sürülüyor. Bugün mezarı da orada. Bu tarihte baskının sonucu olarak Nakşibend” şeyhlerini Hacıbektaş Dergahı'na atıyorlar postnişin olarak. O dönemde bu cami yapılıyor (1834). Daha öncesi yok.
- O zaman Yunus Emre'nin, Hacı Bektaş Veli'nin namaz kıldığı ama Alevi-Bektaşiliğin sonradan camiyi reddettiği yorumu yanlış mı?
Hayır, o uydurma.
Alevilik ve Bektaşilik arasında ne fark var?
Her ne kadar Veliyettin Ulusoy tarafından da Alevi-Bektaşi kavramları aynıymış gibi yan yana kullanılsa da aralarında nüanslar olduğu bir gerçek. Hz. Ali'nin ölümünden sonra ortaya çıktığı genel kabulünü esas alırsak, Aleviliğin 1300-1400 yılık bir geçmişi var. Bektaşilik ise 13'üncü yüzyılda yaşamış olan Hacı Bektaş Veli tarafından kurulan bir tarikat olarak tanımlanıyor. Yani, Alevilik çok daha eski bir öğreti. Hz. Ali, 12 İmam ve Ehl-i Beyt sevgisi gibi özellikleri itibariyle Alevilikle benzerlikler teşkil ediyor. Doç. Dr. Ali Yaman, aralarındaki ayrışmayı şöyle anlatıyor: 'Aleviler yani tarihsel adlarıyla Kızılbaşlar Anadolu'nun farklı bölgelerinde bulunan ve dede soylu ailelerin oluşturduğu bağımsız ocaklara bağlı iken, Bektaşi olarak bir kol Hacı Bektaş'a dayanan Çelebi ailesine bağlı dede ocaklarını kapsayan daha çok Orta Anadolu'da yaşayan Kızılbaşlardan oluşuyor. Diğer bir kol ise XVI. yüzyıldan, 1826'ya kadar Osmanlı yönetimince desteklenmiş ve Anadolu'dan Balkanlar'a yüzlerce tekke/dergahtan oluşan bir tarikat yapılanması olan Babagan Bektaşiliği'dir'.
Bektaşilerin daha çok şehirlerde yaşadıkları, Anadolu Alevilerinin ise kırsal kesimlerde yaşadıkları biliniyor. Bir başka ayrışma ise Bektaşi ve Alevi olunması konusunda. Bektaşilik'te tarikat kuralları işlediği için tarikatın gereklerine uyan her birey Bektaşi olabiliyor. Ama Alevilik soy esasına göre işleyen bir sistem. Buna göre ancak anne babası Alevi olan kişi Alevi olabiliyor. Ancak hem Alevi dedeleri, hem sivil toplum örgütleri, hem de akademisyenlerle yaptığım görüşmelerden bu iki yaklaşımın zaman içinde birbiriyle iç içe geçtiğini ve kentleşme sürecinin de etkisiyle Alevilik'te soy esasının giderek geri plana itildiğini bir gözlemledim. Buna bir örnek olarak yarın Prof. Dr. İzzettin Doğan ile yayımlayacağımız söyleşiyi gösterebilirim.