#
Datum: 07.07.10 02:04
Kategorie: Söyleşi

‘Alevi kurumları, edebiyata daha geniş bir alan açmalı!’

Alevi Şiiri’nin Atardamarları adlı seri çalışma, ‘Avusturya Panorama-Özel’ programında, 8 Temmuz 2010 Perşembe akşamı saat 19:30 (Türkiye saatiyle 20:30’da) Yol Tv ekranlarına taşınıyor. Çalışmanın edebi sohbet ve şiir dinletisi bölümünü üstlenen şair Hüseyin Şimşek, ‘‘Alevi kurumları, edebiyata daha geniş bir alan açmalı’’, dedi.


VİYANA - Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu AABF’nin teşfikiyle, ülkede kurulu Alevi dernekleri yeni bir çalışmaya imza attı: Alevi Şiiri’nin Atardamarları! Çalışma; edebî sohbet, şiir ve müzik dinletisi tarzında gerçekleşti. Edebi sohbet ve şiir dinletisi bölümü, şair Hüseyin Şimşek tarafından hazırlanıp sunulurken; deyiş ve semahların çalınıp söylenmesinden oluşan müzik bölümü ise, etkinliği organize eden Alevi kurumunun içinden çıkan müzisyen kişi veya gruplar üstlendi.

Üç kentte yapılan etkinlikler, ‘Avusturya Panorama-Özel’ programında, 8 Temmuz 2010 Perşembe akşamı saat 19:30 (Türkiye saatiyle 20:30’da) Yol Tv ekranlarına taşınıyor. Hallac Medien, etkinlikle ilgili Hüseyin Şimşek’le bir söyleşi yaptı. Söyleşiyi, okurlarımızın dikkatine sunuyoruz.

Bu çalışmada, nasıl bir tarz tercih edildi? Etkinlik türü olarak nasıl tanımlıyorsunuz?

ŞİMŞEK: Bugüne kadarki ilk üç durakta, bu etkinlik ne panel, ne konferans, ne de sadece şiir ya da müzik dinletisi olarak tasarlanıp uygulandı. Şiirlerin de okunduğu, deyiş ve semahların çalınıp söylendiği edebî bir muhabbet, bir sohbetti yapılan. Dinleyiciler, istedikleri zaman muhabbete katılabildi. Etkinliğin sonunu beklemeden, orada anılan ozanlardan şiirler okuyanlar oldu. Ozanlarla ilgili bilgilerini paylaşanlar oldu. Yine, deyiş ve semahlar seslendirilirken, katılımcıların müzisyenlere eşlik etmesinde beklendiği üzere hiç sıkıntı yaşanmadı.

Bu çalışma, bugüne kadar hangi eyalet ve kentlerde yapıldı?

ŞİMŞEK: ‘Alevi Şiiri’nin Atardamarları’ başından beri bir seri etkinlik olarak planlandı ve uygulanmaya başlandı. Bitmiş ya da tamamlanmış değil, devam eden bir çalışma. İlk adımı, 12 Şubat 2010 tarihinde, Wels kentinde attık. Etkinliğin organizasyonunu Wels Alevi Kültür Merkezi, moderatörlüğünü ise derneğin Yönetim Kurulu üyelerinden Zeynel Suludere üstlendi. Burada müzisyen olarak bana Welsli Canan Aslan eşlik etti. Çalışmamızın ikinci durağı, 11 Nisan 2010 günü Vorarlberg oldu. Vorarlberg Alevi Kültür Merkezi tarafından organize edilen etkinliği, Vorarlbergli müzisyenler Mehmet Ali Erdem ve Mustafa Gül ile birlikte gerçekleştirdik. Üçüncü durağımız, 17 Nisan 2010 günü, Niederösterreich eyaletinin küçük ama şirin kentlerinden biri olan Berndorf’tu. Berndorf Pir Sultan Abdal Derneği Gençlik Kolu tarafından organize edilen etkinlikte, dernek üyesi yerel müzisyenlerden Hüseyin Yılmaz, Yılmaz Doğanay, Ümit Yanık ve Umut Yanık yer aldı.

Bu çalışma için, ‘bitmiş ya da tamamlanmış değil’ dediniz. Nasıl devam edecek?

ŞİMŞEK: Proje, bütün ülke sathı için planlandı. Geçen dönemin planlamasında St. Pölten ve Linz kentleri de vardı. Adı geçen kurumların farklı yoğunluklarından dolayı ertelenmek zorunda kalındı. Önümüzdeki sonbaharla birlikte, en uygun zamanı kurumların kendilerinin belirlemesiyle, Aleviler’in bulunduğu ve kurumlaştığı diğer bütün eyalet ve kentlerde de bu çalışmayı gerçekleştirmeyi amaçlıyoruz. Belki daha sonra, bunu diğer Avrupa ülkelerine ve şehirlerine taşımak da mümkün olabilecektir.

Peki, neden böyle bir etkinlik?

ŞİMŞEK: Aleviler’in kendilerine ait okulları, enstitüleri, kürsüleri henüz yok. Alevi inancı, birkaç istisna dışında resmi ve özel okullara seçmeli ders olarak bile girebilmiş değil. Bu olanaklara kavuşuncaya dek, Alevi dernekleri, aynı zamanda Alevi okulu olarak da işlev görmek zorunda. Bu yüzden, derneklerde ibadetin ve müzik ağırlıklı kültürel etkinliklerin yanı sıra, artık edebiyata da alan açmak gerekiyor! Unutmamalı ki Alevi inancı, felsefesi, hayat tarzını bugünlere taşıyan Alevi şiiridir. Alevi deyişleri ve nefesleri, hiçbir zaman sadece şiir ya da sadece müzik olmadı. Aynı zamanda kendine özgü bir inancı, bir felsefeyi, bir kültürü, bir tarihi sırtlayageldi. Kadim bir sırrın barındığı güvenli bir sığınak, şaşmaz bir yolun klavuzu olageldi. Bu yüzden, son mısralardaki o isimlerin, genç kuşaklar açısından da ete kemiğe büründürülmesi şart.

Bu çalışmada, ‘Alevi şiirinin atardamarı’ olarak kimleri öne çıkarıyorsunuz?

ŞİMŞEK: Ben bu çalışmada, Alevi Şiiri’nin atardamarı olarak tanımlanan ve ele alınan ozanları, bilinçli olarak, ‘kuruluş dönemi’ ile sınırlı tuttum. Kaygusuz Abdal, Seyid Nesimî, Hataî, Pir Sultan Abdal, Yeminî, Viranî ve Kul Himmet gibi. Bunlar, aynı zamanda Alevi Şiiri’nin kurucuları da olan ozanlar. Onları tanıttık, onların şiirlerini okuduk, onların deyişlerini seslendirdik. 1700’lü yıllardan Cumhuriyet dönemine kadarki zaman diliminde yaşamış ve eser vermiş, kendi döneminin ‘atardamarı’ olmuş diğer Alevi şairleri ise, başka bir çalışma kapsamında ele almak gerekir. Ben işe, kuruculardan başlamak istedim.

Alevi şiirinin, sözünü ettiğiniz kuruluş dönemiyle ilgili, kısa bir değerlendirme yapabilir misiniz?

ŞİMŞEK: Doğal olarak, Alevî Şiiri’nin bu kurucu ozanlarının yetiştiği tarihsel bir dönem ve bir coğrafya var. Tarih, 13. Yüzyıl’a kadar iner. Coğrafya ise Anadolu, Güney Asya, Uzak Doğu, Orta Doğu ve Balkanlar’ı kapsar. Andığımız dönemde ve coğrafyalarda, inanç ve düşünce bazı ile edebî baz olmak üzere, iki temel ve önemli etken çıkar karşımıza. Alevî Şiiri’nin inanç ve düşünce zemini, hem yayıldığı coğrafya hem de kurucu simaları açısından oldukça geniştir. Ama biz bunlardan en etkin olan ikisini ele aldık: Hacı Bektaş-ı Veli ve Abdal Musa! Aynı zamanda bir ozan olan Abdal Musa’nın tekkesinde sayısız kişiler irşad etmiş ve bunlar arasında büyük ozanlar yetişmiştir. Ki bunların en ünlüsü, Alevi-Bektaşi edebiyatın abidelerinden ve kurucusu sayılan Kaygusuz Abdal'dır.

Alevî Şiiri’nin beslendiği edebi zemin ise, 13. Yüzyıl’a kadar inen Anadolu Halk Şiiri’nin ilk temsilcileri ve kurucuları tarafından hazırlanmıştır. Yani Yunus Emre, Said Emre, Âşık Paşa, Eşrefoğlu’dur bu hazırlayıcılar. Ki Yûnus Emre, uzun bir süre Hacı Bektaş-ı Velî Dergahı’nda çile doldurmuş ve dergaha hizmet etmiştir. Hocası, Hacı Bektaş-ı Velî’nin halifelerinden biri olan Taptuk Emre’dir. Öte yandan, Alevî Şiiri’nin kurucusu sayılan Kaygusuz Abdal, aslında aynı zamanda Halk Şiiri’nin de kurucuları arasındadır.

İçerik veya konu açısından Alevi Şiiri’nin öne çıkan özellikleri nasıl sıralanabilir?

ŞİMŞEK: Alevi şiirinin en önemli özellikleri olarak, onun misyon üstlenen yönü, taşıyıcı vasfı, zalimlere ve zorbalara karşı kavgacı, farklı inançlara ve dünya görüşlerine karşı hoşgörülü tavrı vurgulanabilir. Evet, Alevi şiiri, çok açık, net ve çağdan çağa özü değişmeyen bir misyon üstlenegeldi. Bu misyon Alevi inancı, felsefesi, düşünce ve yaşam tarzının tanımlanması, yayılması ve geleceğe bırakılmasıydı. Klasik anlamda yazılı tarihi olmayan Alevilik’in en temel taşıyıcı aracı da Alevi şiiridir. Alevilik’e dair en bozulmayan, en güvenilir kaynak Alevi şiiridir. Alevi şiiri aynı zamanda ve kaçınılmaz olarak bir kavga şiiridir. Bütün Alevi şairlerin, yaşadıkları dönemin kurulu sistemlerine itirazı vardır; muhaliftirler ve başkaldıran kitlelerin lideri, öncüsüdürler. Fakat aynı Alevi şiiri, inancın temel ilkesi olan hoşgörüyü de temel konusu yapabildi.

Divan Şiiri ve Halk Şiiri, temel iki kanal olarak tanımlanageldi. Alevi Şiiri’nin kurucuları, bu ayrıştırmada nerede kalıyor?

ŞİMŞEK: Alevi Şiiri’nin kurucuları, her iki kanalda da mevcut. Nesimî ve Şah Hataî şiirlerini aruz vezniyle yazdılar. Yeminî ve Viranî, kimi şiirlerinde aruz veznini de kullandı. Kaygusuz Abdal, Pir Sultan Abdal, Kul Himmet hece vezniyle yazdılar. Bunların yanı sıra, Anadolu’da yaygın olan Şah Hataî ya da Can Hataî mahlaslı şiirler de, İran ya da Azerbaycan’daki Şah Hataî şiirlerinin tersine hece vezinlidir.

Son bir soru daha: Bu ele aldığınız şairler arasında, en beğendiğiniz ilk iki şair kim?

ŞİMŞEK: Kaygusuz Abdal ile Pir Sultan Abdal. Kaygusuz Abdal didaktik, Pir Sultan Abdal lirik bir şairdir. İkisi de kullandıkları şiir tarzının yazım tekniklerine tam olarak hakimdir. Onların şiirinde, vezin hatası bulamazsınız örneğin. Yersiz duraklarda kelime bölünmeleri de hemen hemen hiç yoktur. Ağdalı değil, dönemim konuşma dilini kullanırlar. Tasavvufun derin ve muğlak kalan görüşlerinden uzun uzun sözetmezler. Ama basit ve yüzeysel de değillerdir.

(Kaynak: www.hallac.org)


DUYURULAR

LİNKLER