#
YAZARLAR
AYDIN ŞAFAK |
|
| Gençlerin Türküsüyle ... | |
GÜLBEY KÖSEOĞLU |
|
| Ah Şu Çocuklar! | |
TURAN ESER |
|
| Steiger Awards’a Açık ... | |
| Tarih: 09.02.11 | |
![]() |
“Yol bir, sürek binbir“ |
ZEYNEP ARSLAN Bazı gerçeklerin farkına varmamız lazım, diye düşünüyorum. Yeni dünya koşullarında, gelişen toplumlarda arz ve talepler farklıdır. Bir şeyleri söylerken, gerçekten içsellestirmemiz gerekir. Alevilik, özellikle hoşgörüsü ile tanınır. Ancak görüyoruz ki yaşananlar hoşgörüden fazlasıyla uzak. Eskiden köylerde dedeler konuşur, toplum dinlerdi. Artık toplum bireyleri de konuşuyor. Aleviliğin kimlik tartışmalarında, -tabiri caiz ise- 7‘den 70‘e herkesin söyleyecek bir şeyleri var artık. Bunları yazarken özellikle farklı fikirlere tahammül edemeyen, düzgün bir konuşma kültüründen son derece uzak olan tavrımıza işaret etmek istiyorum. Sanırım bu anlamda, genel kültür ve eğitim seviyemizi, medyanın bize dayattığı popüler kültürü iyice sorgulamamız lazım. Hüseyin Şimşek son yazısında özeleştiriden bahsetmiş. Yazdıklarına katılmakla birlikte, bu konuda eklemek istediğim bir şey var: Özeleştiri derken, bir zamanlar bazı kurumların kapıldığı özeleştiri çocukluk hastalığına kapılmamaya da özen göstermeliyiz. İçi boş olan, sadece söylenmiş olsun diye yapılan özeleştiriler hiçkimsenin işine yaramıyor. Özeleştiriyi yaparkan, somut pratiğe dayanan bir şekilde uygulamaya dikkat etmemiz de gerekir. İçi boşaltılmış, populistçe kullanılan bir yöntem olmasının bir yararı yok. “Alevilik‘‘ derken, farklılıkların akıllara gelmesi çok doğal. Yöresel, geleneksel, etnik, sınıfsal ve sosyal farklılıkların olması; uzunca bir zaman içindeki politik, ekonomik gelişmeler ve toplumsal değişimle bağlantılıdır. İletişim araçlarının gelişmesiyle birlikte, farklı ülkelerde farklı yöresel uygulamalara sahip olan “Alevilik‘‘leri görür olduk. Aleviler, 1960‘larda köylerden büyük kentlere işçi olarak calışmak üzere gittiler. Daha sonra sıra, Almanya yollarını arşınlamaya geldi. Bugün Alevi işverenleri var artık. Mevcut dünya koşullarından dolayı sorgulayan olmasa da en azından her şeyi kabullenmeyen bir gençlikle karşı karşıyayız. Bütün bu farklılıkların ortaya çıkması, bizi bugünlere getiren ezberimizi bozdu tabi. Şu an yaşadığımız süreç, Aleviler için hızlı ve yoğun bir tarihi kesittir. Hazmetmek zaman alacaktır. Belirlenmesi gereken birçok konu var. Din olmaktan bahsediyoruz mesela. Biliyoruz ki, Alevilik‘e bir kültür, yaşam biçimi veya felsefe olarak bakan gruplar da var. Dolayısıyla, din olmanın kriterlerini iyi bilmeliyiz. Din nedir? Bilinen tek-tanrılı dünya dinlerinin kriterleri, elimizdeki tek ölçü müdür? Yoksa, farklı din yapıları mümkün müdür? Nedir Alevilik’i din olarak nitelendiren? Aleviliğin temel kıstasları nelerdir? Tüm farklılıkları kapsamakla birlikte, nasıl bir Alevilik tanımlanması yapılabilir? Bütün bunlar araştırılması gereken önemli sorulardır! Herkes, üstüne basa basa hoşgörüden, saygıdan dem vuruyor. Bazen kendi kendime, bizim içimizdeki hoşgörü ve saygı nerede kaldı, diye soruyorum! Alevi toplumu, tarih boyunca sosyo-ekonomik açıdan ezilen sınıf katmanına mensup olageldi. Ancak yukarıda da belirttiğim gibi, bu artık bugünün gerçeği değildir. Eşitlik ve adalet ilkesi de günümüz dünya koşullarında daha çok romantik ve slogan olarak kullanılıyor. Sadece düşünce olarak değil –ki düşünceyi de büyük oranda bireyin içinde bulunduğu koşullar belirler– diğer alandaki farklılıklarımızı da gözönünde bulundurmalıyız. Bütün bunları anladığımız zaman, birbirimizin tavır ve söylemlerine, farklı açılardan bakma şansını elde edebiliriz. Böyle olursa içinde bulunduğumuz süreci de daha az sancılı geçirebiliriz. Bizler Alevi olabiliriz, ama hepimiz aynı yaşam koşullarına ve düşüncelere sahip değiliz! Alevilik’in din olma yönündeki eğilimi oldukça büyük. O zaman bence şunu da anlayabilmek lazım: Alevilik’in tıpkı diğer dinlerde olduğu gibi farklı kolları ve alt-katmanları olabilir. Bunu kavradıktan sonra, bu farklılıkların tanımlanmasının yapılması gerekir. Alevilik bugünki haliyle çok karmaşık bir durumda. Herkes kendine göre bir yorum yapıyor. Bu yorumlar kesişiyor, örtüşüyor, çelişiyor ve net bir şey yok ortada. En önemlisi, kimse diğerinin yorumunu kabul etmiyor. Şiddetle reddediyor. Bu durum uzun vadede Alevilik’i zayıflatır. Özellikle gençlerin sorun ve ihtiyaçlarına cevap olamaz ise –bu bayrağı gençlere devredeceğimizi de düşünürsek– yarınlarda Alevilik yok olmaya mahkum kalacaktır. Bu durumda düşünülmesi gereken en önemli nokta kanımca şudur: Yarınlara bırakmamız gereken Alevilik nasıl olmalıdır? Alevilik’i gelişen dünya koşullarına uygun ve adapte olacak bir şekilde ayakta tutabilmek için neler yapabiliriz? Şu günlerde, aslında Alevi toplumunun içinde farklı düşünen insanlar yok. Taraflar var! Taraf demek, karşı karşıya olmak demektir. Yan yana değil! Bu toplumu bu hale getirenler ellerini vicdanlarına koyup uzunca bir düşünsünler, biz nerede hata yaptık, diye? Bireysel iç çatışmalar toplum iradesinin önüne geçmiş bulunuyor. Elbette bu da içinde bulunduğumuz tarihi sürecin bir parçasıdır. Ancak toplumu daha fazla yıpratmadan bunu atlatabilmenin yollarını aramanın vakti geldi artık. Toplum için bir şeyler yapmaya çalışmak ağır bir sorumluluktur. Bu anlamda kimin ne yaptığı önemlidir. Hepimizin hataları olacaktır. Ama taktir edersiniz ki hata bir defa yapılır. Bu anlamda birbirimizi ve sorumluluklarımızı daha fazla ciddiye almak faydalı olacaktır. Bence bu bir macera değildir ve macera haline getirtilmemelidir. | |