#
YAZARLAR
AYDIN ŞAFAK |
|
| Gençlerin Türküsüyle ... | |
GÜLBEY KÖSEOĞLU |
|
| Ah Şu Çocuklar! | |
TURAN ESER |
|
| Steiger Awards’a Açık ... | |
| Tarih: 25.02.11 | |
![]() |
Ve bir Dünya Emekçi Kadınlar Günü daha!.. |
MMag. Dr. ZEYNEP ARSLAN
Sevgili kadınlar ve bugünün önemini kadınlar ile birlikte anımsayan tüm değerli insanlar, bakın Dünya Emekçi Kadınlar Günü bana üç şeyi hatırlatıyor: Birinci olarak: Bügüne kadar mücadele ve kan ile elde edilen Kadın haklarını. İkinci olarak: Kadınların hâlâ içinde bulundukları sorun ve mağduriyetleri. İkinci noktaya bağlı olamakla birlikte üçüncü olarak: Mücadele, yılmadan devam etmek zorunda! Örneğin Türkiye’de uygulanan yasal değişiklikler populist anlamda gelecek seçimler ile alakalı olmak ile birlikte pratikte yanıt bulmadığı sürece göz boyamaktan ibarettir ancak. Bu anlamda şunu da gözardı etmemek lazım: Dünyaya pembe bir gözlük ile bakmamızı sağlaması ümid edilen yeni yasa girişimleri, Turan Eser’in son yazısında da şekillendirdiği gibi, mevcut gelişmeler karşısında aslında emekçi kadınların pek işine yaramayacağa benziyor. Tabii ki yasal hakları elde etmek önemlidir. Ancak değişmesi gereken belki de daha önemli olan bir nokta var, o da zihniyetin değişmesidir! Bu zihniyetin boyunduruğu altında kadın ile birlikte erkek de eziliyor. Zihniyeti değişmeyen bir kadın bu haklara refakat edemez! Zihniyeti değişmeyen devlet erkânları, hakkını talep eden kadını korumaz, koruyamaz! Zihniyeti değişmeyen bir toplum yasayı tanımaz! Özellikle genel toplum, devlet ve onları pekiştiren medya tarafından, belli kalıplara sokulan kadının, bir noktadan sonra yasal olarak kendisine ait olan hakları bile talep etmesi güç oluyor. Örneğin, kadın içinde bulunduğu koşulları, maruz kaldığı erkek egemenliğini normal buluyor. Bu normalleşmeyi günlük izlediğimiz diziler sinsice bilinç altımıza yüklüyor. Aslında çok fazla uzaklara gitmeye de gerek yok. Gelin, Alevi toplumu olarak biraz kendimize bakalım. Eşitlikten, demokrasiden bahsederiz hep. Dedelerden, babalardan bahsederken, zoraki de olsa anaları da koyarız sloganvari cümlelerimizin son kısmına. Soruyorum, hani nerede analarımız? Güzel de bir ayrıntıya dikkatinizi çekmek istiyorum bir yandan. Yönetici kadrolarda kadınları da görmek istediğimiz naralarını atarız ya hep? Şöyle bir düşünelim bakalım: Kaç tane fikir üreten, tartışan, konuşan, projeler oluşturan, yönetici pozisyonlarda bulunan kadınımız var bizim? En son yazılarımızda Hüseyin Şimsek ve bendeniz ‘özeleştiri’den bahsetmiştik. İşte bu konuda da bol bol özeleştiri yaparız. “Kadınlarımız da konuşsun’’, deriz hep. Sorun şu ki, kadınlarımız konuşamıyor! Nedendir, biz bu içi bomboş olan özeleştiriyi yapmaktan öteye gidemiyoruz. Ne yapıyoruz biz kadınlarımızın da konuşması için? Bunu kendilerinin pratikte ne kadar uyguladıkları meçhul olsa da, büyük filozoflar “kadınlarınızı özgürleştirin“ demişler. Kadın ile birlikte toplum da özgürleşir! Özgürleşmeye giden yol ise eğitimden ve bilgiden geçer! Biz Alevi toplumu ve örgütlenmesi olarak, kadınlarımızın eğitimi için ne kadar çaba sarf ediyoruz? Kadının özgürleşmesi demek, kadının anne kimliği ile yeni nesilleri yetiştirmekle misyonlu olduğu ve çocukların eğitimi ile sorumlu olduğu demek olmamalıdır da. Çocuğun eğitimi her iki ebeveyini de kapsar, toplumu da. Kadının özgürleşmesi birçok şeyin bilincine varması, kendi insan varlığının bilincine varması ve kendini ifade edebilmesi demektir. Kendisini ezdirmeyen kadın, aynı zamanda erkeğin ezmemesini beraberinde getirir. Dolayısıyla erkek de özgürleşir, aydınlanır. Babanın karşısında ve de yaşamımızı kapsayan her alanda kendi ayaklarının üzerinde duran bir kadın ve anne tabii ki yeni nesillerin de kadın anlayışını etkileyecektir. Tüm bu soru ve sorunlarla birlikte, ben de ‘8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü daha aydınlık yarınlar umudu ile kutluyorum. | |