#
Tarih: 04.02.12

Uludere katliamında F16 Savaş Uçaklarıyla, 17’si çocuk, 17 genç olmak üzere 34 insanın öldürülmesine ilişkin Rapor

Hazırlayan: Turan Eser       
18 Ocak 2012

 

Ateş külde söner,
Acı yürekte diner.
Acı paylaşıldıkça azalır,
Sevgi paylaşıldıkça çoğalır.

Acılar azalsın, sevgiler artsın.
Kinler bitsin, dostluklar pekişsin.
Yeni yaşamlarda yeni çiçekler yeşersin.
Gerçeğin demine hû!

       

ALEVİ HEYETİ ULUDERE- GÜLYAZI KÖYÜNE ZİYARETTE BULUNDU
Heyette yer alanlar:
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Selahattin Özel, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Genel Başkanı Turgut Öker, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez, Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Eğitim ve Araştırma Vakfı Genel Başkanı Emel Sungur, İngiltere Alevi Kültür Merkezi Başkanı İsrafil Erbil, Alevi Kültür Dernekleri Genel Sekreteri Hüseyin Yıldırım, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği MYK Üyesi Mustafa Çınar, Ankara Dersimliler Derneği Başkanı Yaşar Kılavuz, Araştırmacı-Yazar Turan Eser, Bursa Kestel Hacı Bektaş Derneği Başkanı İmam Hüseyin Bor, Özgür, Demokratik Aleviliği Geliştirme Derneği Başkanı İbrahim Erdoğan, Türkiye Barış Meclisinden Abdullah Kahraman, Gazeteci Sultan Özer, Hasan Hayri Dede, PSAKD Diyarbakır Şube Başkanı Cafer Toluman, Eski Parlamenter Ali İbrahim Tutu, Avukat Kazım Genç, Hüsniye Çınar

Heyetin Amacı:
• Alevi Heyeti 19 Ocak 2012 tarihinde F16 uçaklarının bombardımanıyla, 34 çocuk ve gencin öldürüldüğü, Uludere’nin Gülyazı köyüne taziye ve katliamın mağdurlarıyla görüşmek amacıyla bir ziyaret düzenlemiştir.
• Son dönemlerde giderek tırmanan şiddet ve çatışma ortamının yarattığı toplumsal tahribatlara dikkat çekmek ve Kürt sorunun demokratik yoldan ve şiddetten arındırılmış zeminde çözümüne ilişkin çağrıda bulunmak.
• Alevilerin ülke ve toplumsal sorunlara olan derin duyarlılığını ifade etmektir.
Heyetin Ziyaret Tarihi ve Güzergahı
Heyet 18 Ocak 2012 tarihinde saat 05.00’te Diyarbakır’dan hareket ederek, 7.5 saatlik bir yolculuk sonucu Gülyazı Köyüne varmıştır. Alevi heyet, Gülyazı köyüne kadar süren yolculukta üç noktada jandarma tarafından durdurulmuştur.
Heyet olarak saat 12.30’da derin vadilerin, bozuk karlı yolların, nerdeyse her bir kilometrede bir sivil yerleşimleri saran tanklı, toplu, tüfekli karakolların yaşamı kuşattığı coğrafyada, sınırın sıfır noktasında katledilen 34 insanın çığlıklarını yeniden yüreklerimizde hissetmek, unutturmak isteyenlere inat, unutmayacağımızı söylemek için Şırnak’ın Uludere İlçesi’ndeki Gülyazı Köyüne gelinmiştir.
Heyetin köyde karşılanması
Alevi heyet olarak köye vardığımızda Gülyazı köyü camiinde kurulan taziye evinde katliamın mağdurları, ölenlerin anneleri, babaları, kardeşleri, akrabaları, köylüleri ve arkadaşları karşıladılar. Taziye odasında, F16 savaş uçaklarıyla öldürülmüş çocukların ve gençlerin fotoğrafları cami duvarlarına asılmış fotoğraflarının yanı sıra ayrıca, çocuklarının fotoğraflarını kucaklarında taşıyan annelerin ve kardeşlerin ellerinde duruyordu. Alevi heyeti karşılayan köylüler, acılarını ve taleplerini paylaşmak için gelen Alevi temsilcilerini dostça ve hasret kalmış duygularla kucakladılar.

Heyeti Temsilen Yapılan Konuşmalar ve Başsağlığı mesajları

Alevi heyette bulunan ABF Genel Başkanı Selahattin Özel, “Biz de dedemiz, pirimiz, mürşidimizle yollara düştük. Buralara yanınızda olduğumuzu göstermek, akan kanın durdurulması için geldik” mesajını vermiştir.

AABK Genel Başkanı Turgut Öker’de “Aleviler olarak bombalamanın, toplu katliamın ne olduğunu bilen bir toplumuz. Biz bunları Dersim, Maraş, Çorum, Sivas Katliamlarından tanıyoruz. Sizi bu nedenle iyi anlıyoruz. Kimlikleri ne olursa olsun, farklı olanlar bu topraklarda devlet katliamlarına maruz kalıyor. Bunun karşısında bütün katledilen, yok sayılan topluluklar olarak birbirimizin acılarını yüreklerinde hissederek, birbirimize elvererek, bir daha bu katliamların olmaması için buralara geldik. Bu, acınızı ortadan kaldırmayacak olsa da bir semboldür. Bu katliamı size reva görenleri lanetliyoruz. El ele verir, birbirimizin acılarını yüreğimizde hissedersek bu katliamlar bu topraklarda yaşanamaz” diyerek heyetin duygularını Roboski köylülerine aktarmıştırlar.

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez’de “Kürtlerin dilleri nedeniyle gördüğü zulmü Alevilerde inançlarından dolayı yaşıyor. Türkiye’nin bir daha böyle bir acıyı yaşamamasını diliyoruz. Umarız herkesin kendi dilini, dinini, kimliğini yaşayabileceği rahat bir ortam yaratılır” dedi.

Heyette yer alan Emel Sungur da analara seslenerek, “Dünyanın neresinde olursa olsun öldürülen bütün çocukların anasıyız biz. 34 canın resmini biz 1993’te Sivas’ta da gördük. Acımız birdir ve bu tür katliamlarda en çok yüreği yanan analardır” diye konuştu.

İngiltere Cemevi Başkanı İsrafi Erbil ise yaptığı konuşmada, “İngiltere’den geliyorum, İngiltere’de yasayan dostlarımızın selamlarını ve başsağlığı dileklerini getirdim. Acılarınızı paylaşıyoruz, başınız sağolsun. Acınız acımızdır. Birbirimizin acılarına sahip çıkmak hem inancımızın gereği hem de vicdan sahibi insanların görevidir. Kürt sorununda barışçıl çözüm bulunmalı ve akan kan durmalıdır.” Mesajinı paylaştı.
Hasan Hayri Dede de Dersim’de kendilerinin de yaşadığı acılardan söz etti. “Buraya Dersim 38’de Laç Deresi’ndeki şehitlerimizin selamlarını getirdim. Yaşanan bu büyük acının Kürt halkının birlik ve beraberlik duygularını perçinlemesini diliyorum” diyen Hasan Dede, katliamda hakka yürüyen canlar için, Gülbang okuyup, başsağlığı diledi. Heyetin diğer üyeleri de yaptıkları konuşmalarda acıları paylaştı, ailelere başsağlığı ve dayanışma duygularını ilettiler.

Uludere katliamının mağduru ailelerin Alevi heyete yönelik konuşmaları

Mağdur aileler adına konuşan Şükran Encü, abisi Celal Encü ve oğlu Serhat Encü’yü kaybettiğini, diğer 32 kişinin de kardeşleri olduğunu ifade etti. 34 köylüyü katledenlere seslenen Şükran Encü, “Abimleri öldürdünüz, paramparça ettiniz. Bombaladınız, yaktınız o da yetmedi kimyasal silahlara başvurdunuz. Son kez yüzlerini görüp vedalaşmamıza bile müsaade etmediniz. 34 kişi az mı geldi size kalkıp kalanları da hapishaneye attınız’ diyerek düşüncelerini heyete aktardılar.

Şükran Encü, AKP hükümetine seslenerek “Geceleri gözünüze nasıl uyku giriyor? Siz katlettiğiniz 34 çocuğun ailesinin gözüne uyku girmediğini bile bile yataklarınıza nasıl girebiliyorsunuz? Vicdanlarınız nasıl bu kadar rahat?” diye sordu.

Analar “çocuklarımızın canı parayla ölçülemez” diyerek adaletin yerini bulması için feryat ediyordu.

Katliamda yaşamını yitiren M. Ali Tosun’un babası Zeki Tosun ise yaptığı konuşmada “Alevi toplumuna, acılarımızı paylaşmak için gerçekleştirdikleri bu samimi ziyaret dolayısıyla teşekkürlerimizi sunuyoruz. Kimsenin anası, babası böyle bir acıya maruz bırakılmasın. Biz acılı babalar ve analar olarak bu katliamın arkasındaki emir komuta zinciri ortaya çıkarılana kadar bu davanın peşini bırakmayacağız. Bizi sınır kaçakçılığı ile itham ediyorlar. Sınır kaçakçılığının buralarda ve batıda tırlarla, gemilerle nasıl organize edildiğini biz çok iyi biliyoruz. Bizim bir parça ekmek ve karın tokluğu için, başka çaremiz olmadığı için yaptığımız ticaret birilerinin gözüne neden bu kadar battı ve bu büyük acıyı yaşadık? Bilemiyoruz. Biz 1915’lerden beri bölgemizdeki açlık ve yoksulluktan dolayı bu işi evimize bir parça ekmek getirmek için yapıyoruz. Bu büyük katliamda 34 çocuğumuzu kaybettik ve hepsinin de hayalleri, gelecek için planları vardı. Bu hayalleri çalmaya kimsenin hakkı yoktu. Kimilerinin ayaklarında lastik ayakkabıları vardı. Bu katliamın emrini kim verdiyse, her kim sorumluysa devletin bunu açıklıkla ortaya çıkarmasını bekliyoruz. Kimsenin anası, babası böyle bir acıya maruz bırakılmasın diye olayın arkasındaki emir komuta zinciri tüm açıklığıyla ortaya çıkarılana kadar biz bu davayı bırakmayacağız.”

Katliamda ağabeyi Celal Encü ve kuzeni Serhat Encü’yü kaybeden Şükran Encü, diğer 32 kişiyi de kardeşi gibi gördüğünü söyleyerek şöyle konuştu: “Buradan AKP hükümetine ve insanlıktan nasibini almamış eli kanlı katillere sesleniyorum. Siz hiç insanlıktan nasibinizi almadınız mı, hiç sevgi bağlarında dolaşmadınız mı? Abimleri öldürdünüz paramparça ettiniz. Bombaladınız, yaktınız o da yetmedi kimyasal silahlara başvurdunuz. Son kez yüzlerini görüp vedalaşmamıza bile müsaade etmediniz. 34 kişi az mı geldi size kalkıp kalanları da hapishaneye attınız. Şunu hiç unutmayın ki siz bu katliamı unutturmaya çalıştıkça bu katliamı tokat gibi yüzünüze vuracağız. Geceleri gözünüze nasıl uyku giriyor. Siz katlettiğiniz 34 çocuğun ailesinin gözüne uyku girmediğini bile bile yataklarınıza nasıl girebiliyorsunuz. Vicdanlarınız nasıl bu kadar rahat! Her sabah çay koyuyorum gelip içecek, yemek yiyecek diye. Ama biliyorum ki o bir daha hiç gelmeyecek. Sizler bize tazminat vererek bizi iş sahibi yaparak yaralarımızı saramazsınız. Gözyaşlarımızı silemezsiniz. Ancak bu istihbaratı kimin verdiğini ortaya çıkararak, Kürtlerle kalıcı bir barış ve eşit yaşamın şartlarını sağlayarak, hapishanelere attığınız kardeşlerimizi serbest bırakarak bizim gözyaşımızı dindirebilirsiniz. Bizim canımızı yaktınız, yüreklerimizi dağladınız. Bari başka annelerin babaların ki yanmasın.”

Emine Ürek, (Salim Ürek’in annesi) “Ben bir anne olarak katledilen çocuğumun ve diğer çocuklarımızın değerinin parayla ölçülemeyeceğini söylemek istiyorum. Bizim ne satılık çocuğumuz ne de canımız var. Bu hiçbir vicdana sığmaz. Bizim yüreğimiz yandı ve bu acının telafisi yoktur. Bir komutanı görevden almakla bu katliamın hesabını soramazsınız. Bu katliam emrini verenlerden, katliamı geçekleştirenlere kadar tüm sorumlular açığa çıkarılıp cezalandırılana kadar biz rahat uyuyamayacağız. Kaymakama saldırdığı gerekçesiyle tutuklanan çocuklarımızın serbest bırakılmasını istiyorum. Tüm sorumlulardan davacıyız, gerekirse davamızı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne kadar götüreceğiz.”

Katliamdan yaralı kurtulan Servet Encü: “Bu işi (sınır ticareti) babalarımız da, dedelerimiz de yapıyordu. Biz de yaptık. Burada fabrika falan yok. Biz bu iş ile geçiniyoruz. Bu köyde bu sınırlarda herkes bu işi yapıyor. Olayın olduğu gece gün akşam 2-3 köyden 7-8’er kişilik olmak üzere toplam 40’a yakın kişi katırlarımızı alıp sınırı 2 km kadar geçtik. Orada Iraklılardan mazot, şeker ve gıda aldık. Geri dönerken askerler yolumuzu kestiler. Her zaman keserdiler. Ancak geçmemize izin verirlerdi. Bu kez izin vermediler. Bizi sınırda beklettiler.  En son da üzerimize bomba yağdırdılar. Yaşları 10 ile 20 arasında değişen ve içlerinde öğrencilerin de olduğu 37 kişi 50, 60 veya 100-TL için bu işi yaparken vuruldular. “

İsmi önce katledilenler arasında verilen daha sonra adeta “Niye ölmedin?” denilerek hakkında dava açılan Ferhat Encü ise yaşadıklarını şöyle anlattı: “Katliamda 11 akrabamı ve kardeşimi kaybettim. Diğerleri de benim kardeşlerim ağabeylerimdir. Beni üniversitede okuduğum dönemde, Kürt halkı için bir bayram olan ‘Newroz’da halay çektiğim, slogan attığım’ gerekçeleriyle ‘örgüt propagandası yapmakla’ suçlayıp, mahkemeye verdiler. Davam başladı ve devam ediyor. Beni ölen 34 kardeşimin arasında gösterip bu katliamı örtmeye çalışıyorlar. Açılan dava ve yöneltilen suçlamalar adeta ‘niye sen de ölmedin’ davasıdır. Yaşanan katliam ve hemen ardından böyle bir davanın şahsıma açılması, bazı yandaş medya kesimlerinin ise istihbarat güçlerinin aleyhimde verdiği bilgileri bana hiç sormadan yayınlaması katliamın üzerini örtmeye dönük bir projedir. Ama ne yaparlarsa yapsınlar bu katliamın üzerini örtemezler. Benim bir suçum varsa da adalet önünde onun hesabını vermeye hazırım.”

Ortasu köyünde konuştuğumuz bir köylü “Heronlar denilen o insansız uçaklar her şeyi tespit ediyor. Bizim çocuklarımızın üzerinde silah yoktu. Heronlar bunu tespit etmiş olması lazım. Buna rağmen neden çocukları bombaladılar.” Bu konuşmalar sonrası dağılan heyet üyeleri köylülerle karşılıklı sohbetler ederek, katliam hakkında köylülerden bilgiler aldılar.

Raporun yazılmasına kaynaklar:

Bu raporun hazırlanmasında ortaya çıkan görüşlerin dayanaklarını, katliamın mağdurları, tanıkları, öldürülenlerin anneleri, babaları, kardeşleri, köylüleri, akrabaları, basın kaynakları, köyü ziyaret eden kişiler ve yazılı medya ve rapor dokümanlarıdır. Çocuklarını kaybetmiş çok sayıda anne ve baba ile konuşma fırsatı bulduk.

Katliam hakkında
Şırnak'ın Uludere ilçesine bağlı Ortasu (Roboski) Köyü'nde 28.12.2011 tarihinde meydana gelen hava operasyonu kapsamında 34 köylü hayatını kaybetmiştir.  Bombalamadan kurtulan üç genç ise hayattadır. Haklarında dava açılmıştır.
Öldürenlerden 19’u çocuktur. Yani 12 ile 18 yaşlar arasındadır. Öldürülen diğer 15 genç ise 18 ile 27 yaş grubu arasındadır. Yani “Şüpheli” diye öldürülen çocukların, sınır ötesinde cep harçlıklarını kazanmak için, yıllardır rutin şekilde sürdürdükleri “kaçakçılık” faaliyeti, F16’ların yağdırdığı bombalar sonucu, hayatlarını ödeyerek sonlandırılmıştır.

Katliamda Öldürülenler
1. Özcan UYSAL      30/12/1993 Şırnak/Uludere doğumlu.
2.Seyithan ENÇ       30/12/1993 Şırnak/Uludere doğumlu.
3.Cemal ENCU       1994 Şırnak/Uludere doğumlu.
4.Vedat ENCU         1994 Şırnak/Uludere doğumlu.
5.Selim ENCU          1973 Şırnak/Uludere doğumlu.
6.Selahattin ENCU   1995 Şırnak/Uludere doğumlu.
7.Nadir ALMA           1986 Şırnak/Uludere doğumlu.
8.Celal ENCU           1986 Şırnak/Uludere doğumlu.
9.Bilal ENCU
10.Şirvan ENCU        1992 Şırnak/Uludere doğumlu.
11.Nevzat ENCU       1992 Şırnak/Uludere doğumlu.
12.Salih ENCU          1993 Şırnak/Uludere doğumlu.
13.Osman KAPLAN  1980 doğumlu.
14.Mahsun ENCU     1994 Şırnak/Uludere doğumlu.
15.Muhammet ENCU 1998 Şırnak/Uludere doğumlu.
16.Hüsnü ENCU         1981 Şırnak/Uludere doğumlu.
17.Savaş ENCU         1997 Şırnak/Uludere doğumlu.
18.Erkan ENCU          1998 Şırnak/Uludere doğumlu.
19.Cihan ENCU          1992 Şırnak/Uludere doğumlu.
20.Fadıl ENCU            1991 Şırnak/Uludere doğumlu.
21Şerafettin ENCU .           1994 Şırnak/Uludere doğumlu.
22.               1990 Şırnak/Uludere doğumlu.
23. Aslan ENCU          1994 Şırnak/Uludere doğumlu.
24.M.Ali TOSUN         1987 Şırnak/Uludere doğumlu.
25.Kimlik bilgileri          21 nolu cenaze ile aynı
26.Orhan ENCU           1992 Şırnak/Uludere doğumlu.
27.Salih ÜREK             1995 Şırnak/Uludere doğumlu.
28.Yüksel ÜREK          1995 Şırnak/Uludere doğumlu.
29.Adem ANT               1992 Şırnak/Uludere doğumlu.
30.Hüseyin ENCU        1991 Şırnak/Uludere doğumlu.
31.Bedran ENCU          1996 Şırnak/Uludere doğumlu.
32.Serhat ENCU           1995 Şırnak/Uludere doğumlu.
33.Şivan ENCU
34.Abdulselam ENCU           Şırnak/Uludere doğumlu.

Katliamda Kurtulanlar:

1. Hacı Encü (19 yaşında)
2. Davut Encü (22 yaşında)
3. Servet Encü (yaralı)

Basının Sansürü

Katliamın hemen sonrası, AKP hükümeti bu katliamın gündemin ilk sıralarında tutulması ve katliamın kamuoyunun gündemi ele alınmaması için medyanın sansürünü devreye sokması yönünde baskı yaptığı gerçeğini tahmin etmek zor olmadı. Uludere katliamının 12 saat boyunca hiçbir TV ve diğer basın organlarından yer almaması, sansürün boyutunu göstermiştir. YOL TV, İMC, Hayat TV ve Roj TV dışında haberi anında duyuran olmamıştır. 12 sonra yapılan haberlerde katliamı örtmeye dönük yayınlar yapmıştır. Hükümet yandaşı medyanın bu tutumu Türkiye’nin demokratikleşmesinin önünde engel olduğunu kanıtlamıştır.

Bölgede durum

Bu bölgede oturan insanların, Irak sınırına gidip ucuz mazot, çay v.b. maddeleri ucuza alarak kullanmak ve satarak geçimini sağlamak için „kaçakçılık“ yaptığını ifade etmiştir.

F16’ların bombalaması köylülerin “onca telefon ettik yardım istedik,  kimse yardım etmedi ve ilgi göstermedi” demiştir.

Katliamdan hemen sonra olay yerine giden köylüler, “ambulanslar gelmedi, belki yaralılar kurtulabilirdi” dedikleri ve yaralı çocukların köye katırlar üzerinde taşınma sırasında öldüğü ifade edilmiştir. Eğer ambulans zamanında gelmiş olsaydı 13 yaralı gencin kurtulma imkanı olacağını belirten köylüler, AKP sözcülerinin bu katliamı “OPERASYON KAZASI” olarak açıklamalarını affetmeyeceklerini ve kendilerini çok derinden üzdüklerini belirtmişleridir.

Köylüler bugüne kadar bizim gençlerimiz bu kaçakçılık yolundan sürekli gelip gitmişleridir. Herkesin bunda bilgisi vardır. Katliamın gerçekleştiği bu güzergâhta bugüne kadar tek bir çatışma ve olay yaşanmamıştır. Bu bir ilktir.
Alevi heyetin köydeki ziyareti esnasında köyün gençleri yapılan ikili sohbetlerde bölgenin çok ihmal edildiği, insanların sorunlarıyla ilgilenilmediği anlatılmıştır. İşsizlik ve sosyal sorunların hat safada olduğu belirtilmiştir. Devletin ve hükümetin hiçbir yetkilisinin bölgede bulunmadığını, devlet adına sadece güvenlik güçlerinin devrede olduğu anlatılmıştır.

Gülsuyu köyü ve Ortasu köyünde insanların geçimlerini sağlamaları için imkanları yok denilecek kadar sınırlıdır. Hayvancılık ve tarımcılık alanı yoktur. İş sahaları bulunmuyor. İnsanları sınır ötesine kaçakçılığı iten sebeplerin arkasında birazda bu gerçeğin bilinmesi gerekir.

Heyetin köyde bulunduğu süre içinde çok sayıda lise öğrencisi ve başka şehirlerde okuyan iki üniversite öğrencisiyle sohbet etme fırsatı bulunmuştur. Öldürülen çoğu çocuk ve genç ilköğretim ve lise öğrencisi olduğu ifade edilmiştir. Artık okul arkadaşlarının         aralarında olmadıklarını üzülerek ve derin bir acılı özlem hissederek anlatmışlardır. 34 gencin katliam sonucu öldürüldüğünü Bursa’da haber alan X “olayı duyunca, arkadaşlarımın ve akrabalarım öldürüldüğü haberini alınca ne yapacağımı şaşırdım. Şoka girdim. Kendime geldiğimde tuhaf bir duygu yaşadım. Bursa’dan kalkıp köye gitsem ne olacak ki arkadaşlarım artık yoktu. Öldürülmüştü. Sonra onlarla mezarı başında konuştum” diyerek, acı dolu konuşmasını sürdürdü.

Köyün yaşlı, yetişkin, genç ve çocukları yaşadıkları bu katliamın acı travması ve ruhsal çöküntüsü karşısında hiçbir destek almadıkları, tek desteklerinin kendileriyle olan iç dayanışma ve dışarıdan gelen taziye ziyaretlerinden ibarettir. Katliam sonrası yaşanan travma ve yaşama hakkı konusu da devlete duyulan güvensizlik giderek artmıştır.

Köydeki öğrenciler, öldürülen 34 gencin kardeşi, arkadaşı ya da akrabasıdır. Eğitimlerini önemli ölçüde etkileyen bu durum karşısında sosyal ya da hiçbir psikolojik destek sunulmadığı gibi, köyün gençleri ve öğrencileri üzerindeki çöküntünün ve baskının devam ettiğine tanık olunmuştur.

Çocukların bu kaçakçılıktan elde ettikleri birkaç kuruş ile kalem, defter, çanta aldıkları ise anlatılan diğer bir gerçekti. Bunun gerçek olduğunu ise, kardeşi öldürülen Şükran Encü anlatımlarında öğreniyoruz. “Gidin mezarlara bakın. Mezarların üzerinde kalem, defter ve önlüklerini görürsünüz çocukların”.
Katliamdan sağ kurtulan Servet Öncü ise “daha önce de kaçağa gittik. Sayısını bilmiyorum. Dedelerimizden beri bu işi yapıyoruz. Yeni bir durum değildir. Katliam günü çeşitli gruplar halinde yaklaşık 40 kişi yola çıktık. Akşam döndüğümüzde tüm askeri noktaların tutulduğunu gördük. Geçişleri açılmasını bekledik. Bu arada kaçakçı grupları birikti.  70 katır ve 40 kişilik bir topluluk olarak 2 ayrı noktada biriktik. İlk kez o akşam geçitleri açılmadı. Daha sonra aydınlatma fişeği ve topçu atışlarının başladı.  F-16 savaş uçaklarının gelerek bombardımana başladı.”

Servet Öncü kendisini karlar içine attığını, saklandığını, dereye girdiğini, yaklaşık 1 saat süren bombardımanda şans eseri ölmediğini, o gün kaçağa gittikleri halde köye girmelerine izin verilmemesinin kasıtlı olduğunu, geçişlerin açılmamasının bir ilk olduğunu, 70 katırla örgütün eylem yapamayacağının askerlerce bilindiğini, kullandıkları yolu örgütün bugüne dek hiçbir zaman kullanmadığını belirtmiştir.

Öldürülen 34 çocuk ve genç, Şırnak İli Uludere İlçesine bağlı Gülyazı ve Ortasu Köylerinde yaşıyorlardı. Yıllardır süregelen sınırı geçim kaynaklarını kısmen, Irak sınırında “kaçakçılık” yaparak karşılamağa çalışıyorlardı.
Katliam sonucu Irak sınırından dönen 17’si çocuk 17’si genç 34 kişiyi tamda sınırın sıfır noktasında öldürülmüştür. Katliam sırasında 1 kişi yaralanmış ve 2 kişide yara almadan sağ kurtulmuştur. Katliam 28.12.2011 tarihinde saat 21:30-22:30 arasında, F16 savaş uçaklarının bombardımanı sonucu gerçekleşmiştir. Bu katliamın duyulması ise, tuhaf şekilde ancak, 29.12.2011 günü sabah saat 09.00 civarında kamuoyuna duyurulmuştur.
Öldürülen 34 kişinin cesetleri Uludere’de bulunan devlet hastanesine götürülmüş. Yaralı bir kişi ise Şırnak Devlet hastanesine yatırılmış
Sağ kurtulan 2 gencin ise şokta, birinin konuşamadığı olduğu ifade edilmiştir.
Katliamın meydana geldiği yer köye olan uzaklığı yaklaşık 5 km’dir. Buraya adı “kaçakçı yolu” denilen ve o bölgede oturan köylüler, güvenlik güçleri tarafından bilinen güzergâhtan gidilmektedir.

Olay bölgesine giden köylüler, olay yerinde ölmüş katırların, parçalanmış bedenlerin, dağılmış eşyaların olduğunu anlatıyorlar. Gülyazı Köyü’nde yaşayan köylüler, cenazelerin toplu olarak defin edildiği gün hiçbir resmi yetkilin gelmediğini, sadece bölge halkının cenazede bulunduğunu belirtmiştir.
Genel olarak anlatılan gerçek şöyledir; Yaklaşık 50 kişilik bir grup 28.12.2011 tarihinde saat 16.00 sularında mazot ve gıda maddesi getirmek üzere, 45-50 civarında katırla birlikte Irak tarafına geçmişlerdir. Bu türden sınır ötesine geçiş karakol tarafından bilinen bir gerçek. Sınır karakolda görev yapanların bu “kaçakçılık” gidiş-dönüşlerini bilmektedirler. Irak’tan genellikle her bir kişi kendi katırına yükleyecek kadar mazot, çay ve şeker getirmektedir. Son gidişte yer alıp kurtulanlarda Irak’a giderken insansız hava uçaklarının sesini dahi duyduklarını ifade ediyorlar.

Akşam saat 19.00’da Irak’ta katırlarını yükleyen çocuklar ve gençler köye dönmek için yola çıkıyorlar. Saat 21.00 gibi sınıra yaklaşıyorlar. Çocuklar ve gençler bir süre sonra kendi köylerinin yaylasına varıyorlar. Köyün yaylası tam sınırdadır. Tam o sırada önce aydınlatma fişeği atılıyor. Öndeki grup ile arkadaki grup arasında 400 metre mesafe olduğu belirtiliyor.   Bunun üzerine gruplar birleşiyor. Savaş uçakları gelip, bombardımanı başlatıyor.

Askerler köyün yaylasını tutunca, başka bir tarafa geçme imkanı bulamayan çocuklar ve gençler orada sıkışıyorlar. İlk uçak bombardımanı ile birlikte sınırın sıfır noktasında bulunan yaklaşık 20 kişilik grup imha ediliyor. O noktada geriye doğru kaçanlara ve kayalıklar arasında kalanların üzerine bomba yağmaya başlıyor.  Kaçağa giden çocuklar ve gençlerin hiç birinin yanında tek bir silah dahi bulunmadığı ise bir gerçek olarak kayıtlara düşülmüştür. Hacı Encü’nün içinde bulunduğu gruptan 3 kişi kurtuluyor. Bu saldırı ve bombalama olayı yaklaşık 1 saat kadar sürdüğü ifade ediliyor.

Hacı Encü ve 2 arkadaşı ile birlikte katırlarla beraber deredeki suya girip ordan kayalıkların altına sığınıyorlar. Saat 23.30’a kadar köylülerin yardım için olay yerine gelmesine kadar bekliyorlar. Olay yerine gelen köylülerin feryatları gördükleri katliam manzarası karşısında birbirine karışıyor.
 

Özet Tespitler:
1.         Bombalama sonrası olay yerine hiçbir görevli, yetkili gitmemiştir.
2.         Olay sonrası acil yardım ve ambulanslar olay yerine gelmemiştir. Yaralılar katırlarla taşınmıştır.
3.         Sağlık personeli ve ambülâns gelmediği için, ağır yaralı olan çocuklar ve geçler bazı kişilerin tıbbi müdahale yetersizliğinden ve soğuktan ölmüştür.
4.         Köylüler sınırdan mazot ve gıda kaçakçılığını yıllardır, güvenlik birimlerinin bilgisinde olduğu üzere, yıllardır sürdürmektedirler. Yıllardır bu işi yapan köylüler, dedelerinden kalan bir gelenek haline geldiğini ifade etmektedirler.
5.         Bu operasyonun yapılacağı ve gençlerin “kaçağa gitmeme” hususunda muhtara bilgi verildiği ve askerlerin gündüzün kaçağa gidenleri gördüğü halde uyarmadığı ifade edilmektedir.
7.         İnsansız hava uçaklarının bölgede bulunduğu, istihbarat bilgilerinin kaynağı hakkındaki çelişkili bilgilerin kafaları karıştırmak amaçlı kullanıldığı.
8.         Olay sırası ve sonrası, köy korucuları, köy muhtarı ile karakol arasında veya 3. kişiler arasında yapılan telefon ve telsiz görüşmelerine rağmen saldırının aydınlatılmadığı.
 9.       Resmi makamlara göre yapılan açıklamalar “örgüt üyesi zannedilip vuruldular” şeklindeki olup, yargısız infazların meşru ve haklı bir gerekçesi olamayacağına vurgulanmalıdır.
10.        Bazı cenazelerin yanmış ve kömürleşmiş halde bulunmuştur.
11.        Katliamın gerçekleştiği bölgede ve güzergâhta olayın meydana geldiği güne kadar tek bir çatışma, olay ya da operasyon gerçekleşmemiştir.
12.        Katliamın ardından olay yerinden tüm cenazeleri ve yaralıları köylüler kendi imkânları ile ve katırlarla taşımıştır. İlk yardım helikopterleri ve ambülâns bölgeye gönderilmemiştir.
13.        Şırnak-Uludere yerel yetkilileri ve AKP hükümeti yetkilileri olayı bilmelerine rağmen kamuoyunu zamanında ve doğru bilgilerle aydınlatmamıştır.

BU ÖNERİLERİN DİKKATE ALINMASI DİLEĞİYLE
1-         Ortasu ve Güneysu köylüleri Alevi heyetine anlattıklarına göre; bu olayın bir tür “yargısız infaz” ve “katliam” olduğu,
2-         Bu katliam üzerine toplumsal duyarlılığın artırılması gerektiği, bu nedenler Alevi heyetinin ziyaretinden duyulan memnuniyetin dile getirilmesi,
3-         Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları Komisyonu’nun bu katliamla ilgili derhal  bir araştırma ve inceleme yapması gerektiği,
4-         Katliam sorumlu ve faillerinin yargı önüne çıkarılması gerektiği,
5-         Devlet’in yapılanın bir katliam olduğunu kabul etmesi ve özür dilemesi, Hükümet’in olayın siyasi sorumluluğunu üstlenmesi, İç İşleri Bakanı’nın istifa etmesinin gerektiği,
6-         Devlet’in öldürülenlerin ailelerine maddi ve manevi tazminat vermesi ve bunu minnet olarak yapmaması gerektiği,
7-         Medyanın bu türden katliamlar ve olaylar karşısında, bağımsız haber yapmasının ve kendisini yargıç yerine koymadan, medya ve mesleğin etik ilkeleri esas alması gerektiği,
8-        Ortasu ve Gülyazı köyleri gibi benzer köylerde insanların ekonomik hayatını örgütlemelerine imkân sunacak çalışma alanı yoktur. Sanayi, tarımcılık ve hayvancılık gibi faaliyet içinde imkânları yoktur. Geçimlerini karşılamak ve yaşamlarını sürdürebilmek için, “gurbette çalışmak” ve “kaçakçılık” denilen “sınır ticareti” yapmak zorundadırlar. Bunu kolaylaştırmak için, bu bölgede oturanların sınır ticaretini yapmalarına imkan sunacak yasal mevzuatla imkanın yaratılması gerektiği,
9-        Kürt Sorunun çözümü için şiddetten arındırılmış ve demokratik ortamın yaratılarak, toplumsal barış için, çözüm siyasetinin üretilmesinin gerektiği zaruridir.

 

 


DUYURULAR

LİNKLER