#
YAZARLAR
AYDIN ŞAFAK |
|
| Gençlerin Türküsüyle ... | |
GÜLBEY KÖSEOĞLU |
|
| Ah Şu Çocuklar! | |
TURAN ESER |
|
| Steiger Awards’a Açık ... | |
| Tarih: 04.02.12 | |
![]() |
Uludere katliamında F16 Savaş Uçaklarıyla, 17’si çocuk, 17 genç olmak üzere 34 insanın öldürülmesine ilişkin Rapor |
Hazırlayan: Turan Eser
Ateş külde söner, Acılar azalsın, sevgiler artsın.
ALEVİ HEYETİ ULUDERE- GÜLYAZI KÖYÜNE ZİYARETTE BULUNDU
Heyetin Amacı: Heyeti Temsilen Yapılan Konuşmalar ve Başsağlığı mesajları Alevi heyette bulunan ABF Genel Başkanı Selahattin Özel, “Biz de dedemiz, pirimiz, mürşidimizle yollara düştük. Buralara yanınızda olduğumuzu göstermek, akan kanın durdurulması için geldik” mesajını vermiştir. AABK Genel Başkanı Turgut Öker’de “Aleviler olarak bombalamanın, toplu katliamın ne olduğunu bilen bir toplumuz. Biz bunları Dersim, Maraş, Çorum, Sivas Katliamlarından tanıyoruz. Sizi bu nedenle iyi anlıyoruz. Kimlikleri ne olursa olsun, farklı olanlar bu topraklarda devlet katliamlarına maruz kalıyor. Bunun karşısında bütün katledilen, yok sayılan topluluklar olarak birbirimizin acılarını yüreklerinde hissederek, birbirimize elvererek, bir daha bu katliamların olmaması için buralara geldik. Bu, acınızı ortadan kaldırmayacak olsa da bir semboldür. Bu katliamı size reva görenleri lanetliyoruz. El ele verir, birbirimizin acılarını yüreğimizde hissedersek bu katliamlar bu topraklarda yaşanamaz” diyerek heyetin duygularını Roboski köylülerine aktarmıştırlar. Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez’de “Kürtlerin dilleri nedeniyle gördüğü zulmü Alevilerde inançlarından dolayı yaşıyor. Türkiye’nin bir daha böyle bir acıyı yaşamamasını diliyoruz. Umarız herkesin kendi dilini, dinini, kimliğini yaşayabileceği rahat bir ortam yaratılır” dedi. Heyette yer alan Emel Sungur da analara seslenerek, “Dünyanın neresinde olursa olsun öldürülen bütün çocukların anasıyız biz. 34 canın resmini biz 1993’te Sivas’ta da gördük. Acımız birdir ve bu tür katliamlarda en çok yüreği yanan analardır” diye konuştu. İngiltere Cemevi Başkanı İsrafi Erbil ise yaptığı konuşmada, “İngiltere’den geliyorum, İngiltere’de yasayan dostlarımızın selamlarını ve başsağlığı dileklerini getirdim. Acılarınızı paylaşıyoruz, başınız sağolsun. Acınız acımızdır. Birbirimizin acılarına sahip çıkmak hem inancımızın gereği hem de vicdan sahibi insanların görevidir. Kürt sorununda barışçıl çözüm bulunmalı ve akan kan durmalıdır.” Mesajinı paylaştı. Uludere katliamının mağduru ailelerin Alevi heyete yönelik konuşmaları Mağdur aileler adına konuşan Şükran Encü, abisi Celal Encü ve oğlu Serhat Encü’yü kaybettiğini, diğer 32 kişinin de kardeşleri olduğunu ifade etti. 34 köylüyü katledenlere seslenen Şükran Encü, “Abimleri öldürdünüz, paramparça ettiniz. Bombaladınız, yaktınız o da yetmedi kimyasal silahlara başvurdunuz. Son kez yüzlerini görüp vedalaşmamıza bile müsaade etmediniz. 34 kişi az mı geldi size kalkıp kalanları da hapishaneye attınız’ diyerek düşüncelerini heyete aktardılar. Şükran Encü, AKP hükümetine seslenerek “Geceleri gözünüze nasıl uyku giriyor? Siz katlettiğiniz 34 çocuğun ailesinin gözüne uyku girmediğini bile bile yataklarınıza nasıl girebiliyorsunuz? Vicdanlarınız nasıl bu kadar rahat?” diye sordu. Analar “çocuklarımızın canı parayla ölçülemez” diyerek adaletin yerini bulması için feryat ediyordu. Katliamda yaşamını yitiren M. Ali Tosun’un babası Zeki Tosun ise yaptığı konuşmada “Alevi toplumuna, acılarımızı paylaşmak için gerçekleştirdikleri bu samimi ziyaret dolayısıyla teşekkürlerimizi sunuyoruz. Kimsenin anası, babası böyle bir acıya maruz bırakılmasın. Biz acılı babalar ve analar olarak bu katliamın arkasındaki emir komuta zinciri ortaya çıkarılana kadar bu davanın peşini bırakmayacağız. Bizi sınır kaçakçılığı ile itham ediyorlar. Sınır kaçakçılığının buralarda ve batıda tırlarla, gemilerle nasıl organize edildiğini biz çok iyi biliyoruz. Bizim bir parça ekmek ve karın tokluğu için, başka çaremiz olmadığı için yaptığımız ticaret birilerinin gözüne neden bu kadar battı ve bu büyük acıyı yaşadık? Bilemiyoruz. Biz 1915’lerden beri bölgemizdeki açlık ve yoksulluktan dolayı bu işi evimize bir parça ekmek getirmek için yapıyoruz. Bu büyük katliamda 34 çocuğumuzu kaybettik ve hepsinin de hayalleri, gelecek için planları vardı. Bu hayalleri çalmaya kimsenin hakkı yoktu. Kimilerinin ayaklarında lastik ayakkabıları vardı. Bu katliamın emrini kim verdiyse, her kim sorumluysa devletin bunu açıklıkla ortaya çıkarmasını bekliyoruz. Kimsenin anası, babası böyle bir acıya maruz bırakılmasın diye olayın arkasındaki emir komuta zinciri tüm açıklığıyla ortaya çıkarılana kadar biz bu davayı bırakmayacağız.” Katliamda ağabeyi Celal Encü ve kuzeni Serhat Encü’yü kaybeden Şükran Encü, diğer 32 kişiyi de kardeşi gibi gördüğünü söyleyerek şöyle konuştu: “Buradan AKP hükümetine ve insanlıktan nasibini almamış eli kanlı katillere sesleniyorum. Siz hiç insanlıktan nasibinizi almadınız mı, hiç sevgi bağlarında dolaşmadınız mı? Abimleri öldürdünüz paramparça ettiniz. Bombaladınız, yaktınız o da yetmedi kimyasal silahlara başvurdunuz. Son kez yüzlerini görüp vedalaşmamıza bile müsaade etmediniz. 34 kişi az mı geldi size kalkıp kalanları da hapishaneye attınız. Şunu hiç unutmayın ki siz bu katliamı unutturmaya çalıştıkça bu katliamı tokat gibi yüzünüze vuracağız. Geceleri gözünüze nasıl uyku giriyor. Siz katlettiğiniz 34 çocuğun ailesinin gözüne uyku girmediğini bile bile yataklarınıza nasıl girebiliyorsunuz. Vicdanlarınız nasıl bu kadar rahat! Her sabah çay koyuyorum gelip içecek, yemek yiyecek diye. Ama biliyorum ki o bir daha hiç gelmeyecek. Sizler bize tazminat vererek bizi iş sahibi yaparak yaralarımızı saramazsınız. Gözyaşlarımızı silemezsiniz. Ancak bu istihbaratı kimin verdiğini ortaya çıkararak, Kürtlerle kalıcı bir barış ve eşit yaşamın şartlarını sağlayarak, hapishanelere attığınız kardeşlerimizi serbest bırakarak bizim gözyaşımızı dindirebilirsiniz. Bizim canımızı yaktınız, yüreklerimizi dağladınız. Bari başka annelerin babaların ki yanmasın.” Emine Ürek, (Salim Ürek’in annesi) “Ben bir anne olarak katledilen çocuğumun ve diğer çocuklarımızın değerinin parayla ölçülemeyeceğini söylemek istiyorum. Bizim ne satılık çocuğumuz ne de canımız var. Bu hiçbir vicdana sığmaz. Bizim yüreğimiz yandı ve bu acının telafisi yoktur. Bir komutanı görevden almakla bu katliamın hesabını soramazsınız. Bu katliam emrini verenlerden, katliamı geçekleştirenlere kadar tüm sorumlular açığa çıkarılıp cezalandırılana kadar biz rahat uyuyamayacağız. Kaymakama saldırdığı gerekçesiyle tutuklanan çocuklarımızın serbest bırakılmasını istiyorum. Tüm sorumlulardan davacıyız, gerekirse davamızı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne kadar götüreceğiz.” Katliamdan yaralı kurtulan Servet Encü: “Bu işi (sınır ticareti) babalarımız da, dedelerimiz de yapıyordu. Biz de yaptık. Burada fabrika falan yok. Biz bu iş ile geçiniyoruz. Bu köyde bu sınırlarda herkes bu işi yapıyor. Olayın olduğu gece gün akşam 2-3 köyden 7-8’er kişilik olmak üzere toplam 40’a yakın kişi katırlarımızı alıp sınırı 2 km kadar geçtik. Orada Iraklılardan mazot, şeker ve gıda aldık. Geri dönerken askerler yolumuzu kestiler. Her zaman keserdiler. Ancak geçmemize izin verirlerdi. Bu kez izin vermediler. Bizi sınırda beklettiler. En son da üzerimize bomba yağdırdılar. Yaşları 10 ile 20 arasında değişen ve içlerinde öğrencilerin de olduğu 37 kişi 50, 60 veya 100-TL için bu işi yaparken vuruldular. “ İsmi önce katledilenler arasında verilen daha sonra adeta “Niye ölmedin?” denilerek hakkında dava açılan Ferhat Encü ise yaşadıklarını şöyle anlattı: “Katliamda 11 akrabamı ve kardeşimi kaybettim. Diğerleri de benim kardeşlerim ağabeylerimdir. Beni üniversitede okuduğum dönemde, Kürt halkı için bir bayram olan ‘Newroz’da halay çektiğim, slogan attığım’ gerekçeleriyle ‘örgüt propagandası yapmakla’ suçlayıp, mahkemeye verdiler. Davam başladı ve devam ediyor. Beni ölen 34 kardeşimin arasında gösterip bu katliamı örtmeye çalışıyorlar. Açılan dava ve yöneltilen suçlamalar adeta ‘niye sen de ölmedin’ davasıdır. Yaşanan katliam ve hemen ardından böyle bir davanın şahsıma açılması, bazı yandaş medya kesimlerinin ise istihbarat güçlerinin aleyhimde verdiği bilgileri bana hiç sormadan yayınlaması katliamın üzerini örtmeye dönük bir projedir. Ama ne yaparlarsa yapsınlar bu katliamın üzerini örtemezler. Benim bir suçum varsa da adalet önünde onun hesabını vermeye hazırım.” Ortasu köyünde konuştuğumuz bir köylü “Heronlar denilen o insansız uçaklar her şeyi tespit ediyor. Bizim çocuklarımızın üzerinde silah yoktu. Heronlar bunu tespit etmiş olması lazım. Buna rağmen neden çocukları bombaladılar.” Bu konuşmalar sonrası dağılan heyet üyeleri köylülerle karşılıklı sohbetler ederek, katliam hakkında köylülerden bilgiler aldılar. Raporun yazılmasına kaynaklar: Bu raporun hazırlanmasında ortaya çıkan görüşlerin dayanaklarını, katliamın mağdurları, tanıkları, öldürülenlerin anneleri, babaları, kardeşleri, köylüleri, akrabaları, basın kaynakları, köyü ziyaret eden kişiler ve yazılı medya ve rapor dokümanlarıdır. Çocuklarını kaybetmiş çok sayıda anne ve baba ile konuşma fırsatı bulduk. Katliam hakkında Katliamda Öldürülenler Katliamda Kurtulanlar: 1. Hacı Encü (19 yaşında) Basının Sansürü Katliamın hemen sonrası, AKP hükümeti bu katliamın gündemin ilk sıralarında tutulması ve katliamın kamuoyunun gündemi ele alınmaması için medyanın sansürünü devreye sokması yönünde baskı yaptığı gerçeğini tahmin etmek zor olmadı. Uludere katliamının 12 saat boyunca hiçbir TV ve diğer basın organlarından yer almaması, sansürün boyutunu göstermiştir. YOL TV, İMC, Hayat TV ve Roj TV dışında haberi anında duyuran olmamıştır. 12 sonra yapılan haberlerde katliamı örtmeye dönük yayınlar yapmıştır. Hükümet yandaşı medyanın bu tutumu Türkiye’nin demokratikleşmesinin önünde engel olduğunu kanıtlamıştır. Bölgede durum Bu bölgede oturan insanların, Irak sınırına gidip ucuz mazot, çay v.b. maddeleri ucuza alarak kullanmak ve satarak geçimini sağlamak için „kaçakçılık“ yaptığını ifade etmiştir. F16’ların bombalaması köylülerin “onca telefon ettik yardım istedik, kimse yardım etmedi ve ilgi göstermedi” demiştir. Katliamdan hemen sonra olay yerine giden köylüler, “ambulanslar gelmedi, belki yaralılar kurtulabilirdi” dedikleri ve yaralı çocukların köye katırlar üzerinde taşınma sırasında öldüğü ifade edilmiştir. Eğer ambulans zamanında gelmiş olsaydı 13 yaralı gencin kurtulma imkanı olacağını belirten köylüler, AKP sözcülerinin bu katliamı “OPERASYON KAZASI” olarak açıklamalarını affetmeyeceklerini ve kendilerini çok derinden üzdüklerini belirtmişleridir. Köylüler bugüne kadar bizim gençlerimiz bu kaçakçılık yolundan sürekli gelip gitmişleridir. Herkesin bunda bilgisi vardır. Katliamın gerçekleştiği bu güzergâhta bugüne kadar tek bir çatışma ve olay yaşanmamıştır. Bu bir ilktir. Gülsuyu köyü ve Ortasu köyünde insanların geçimlerini sağlamaları için imkanları yok denilecek kadar sınırlıdır. Hayvancılık ve tarımcılık alanı yoktur. İş sahaları bulunmuyor. İnsanları sınır ötesine kaçakçılığı iten sebeplerin arkasında birazda bu gerçeğin bilinmesi gerekir. Heyetin köyde bulunduğu süre içinde çok sayıda lise öğrencisi ve başka şehirlerde okuyan iki üniversite öğrencisiyle sohbet etme fırsatı bulunmuştur. Öldürülen çoğu çocuk ve genç ilköğretim ve lise öğrencisi olduğu ifade edilmiştir. Artık okul arkadaşlarının aralarında olmadıklarını üzülerek ve derin bir acılı özlem hissederek anlatmışlardır. 34 gencin katliam sonucu öldürüldüğünü Bursa’da haber alan X “olayı duyunca, arkadaşlarımın ve akrabalarım öldürüldüğü haberini alınca ne yapacağımı şaşırdım. Şoka girdim. Kendime geldiğimde tuhaf bir duygu yaşadım. Bursa’dan kalkıp köye gitsem ne olacak ki arkadaşlarım artık yoktu. Öldürülmüştü. Sonra onlarla mezarı başında konuştum” diyerek, acı dolu konuşmasını sürdürdü. Köyün yaşlı, yetişkin, genç ve çocukları yaşadıkları bu katliamın acı travması ve ruhsal çöküntüsü karşısında hiçbir destek almadıkları, tek desteklerinin kendileriyle olan iç dayanışma ve dışarıdan gelen taziye ziyaretlerinden ibarettir. Katliam sonrası yaşanan travma ve yaşama hakkı konusu da devlete duyulan güvensizlik giderek artmıştır. Köydeki öğrenciler, öldürülen 34 gencin kardeşi, arkadaşı ya da akrabasıdır. Eğitimlerini önemli ölçüde etkileyen bu durum karşısında sosyal ya da hiçbir psikolojik destek sunulmadığı gibi, köyün gençleri ve öğrencileri üzerindeki çöküntünün ve baskının devam ettiğine tanık olunmuştur. Çocukların bu kaçakçılıktan elde ettikleri birkaç kuruş ile kalem, defter, çanta aldıkları ise anlatılan diğer bir gerçekti. Bunun gerçek olduğunu ise, kardeşi öldürülen Şükran Encü anlatımlarında öğreniyoruz. “Gidin mezarlara bakın. Mezarların üzerinde kalem, defter ve önlüklerini görürsünüz çocukların”. Servet Öncü kendisini karlar içine attığını, saklandığını, dereye girdiğini, yaklaşık 1 saat süren bombardımanda şans eseri ölmediğini, o gün kaçağa gittikleri halde köye girmelerine izin verilmemesinin kasıtlı olduğunu, geçişlerin açılmamasının bir ilk olduğunu, 70 katırla örgütün eylem yapamayacağının askerlerce bilindiğini, kullandıkları yolu örgütün bugüne dek hiçbir zaman kullanmadığını belirtmiştir. Öldürülen 34 çocuk ve genç, Şırnak İli Uludere İlçesine bağlı Gülyazı ve Ortasu Köylerinde yaşıyorlardı. Yıllardır süregelen sınırı geçim kaynaklarını kısmen, Irak sınırında “kaçakçılık” yaparak karşılamağa çalışıyorlardı. Olay bölgesine giden köylüler, olay yerinde ölmüş katırların, parçalanmış bedenlerin, dağılmış eşyaların olduğunu anlatıyorlar. Gülyazı Köyü’nde yaşayan köylüler, cenazelerin toplu olarak defin edildiği gün hiçbir resmi yetkilin gelmediğini, sadece bölge halkının cenazede bulunduğunu belirtmiştir. Akşam saat 19.00’da Irak’ta katırlarını yükleyen çocuklar ve gençler köye dönmek için yola çıkıyorlar. Saat 21.00 gibi sınıra yaklaşıyorlar. Çocuklar ve gençler bir süre sonra kendi köylerinin yaylasına varıyorlar. Köyün yaylası tam sınırdadır. Tam o sırada önce aydınlatma fişeği atılıyor. Öndeki grup ile arkadaki grup arasında 400 metre mesafe olduğu belirtiliyor. Bunun üzerine gruplar birleşiyor. Savaş uçakları gelip, bombardımanı başlatıyor. Askerler köyün yaylasını tutunca, başka bir tarafa geçme imkanı bulamayan çocuklar ve gençler orada sıkışıyorlar. İlk uçak bombardımanı ile birlikte sınırın sıfır noktasında bulunan yaklaşık 20 kişilik grup imha ediliyor. O noktada geriye doğru kaçanlara ve kayalıklar arasında kalanların üzerine bomba yağmaya başlıyor. Kaçağa giden çocuklar ve gençlerin hiç birinin yanında tek bir silah dahi bulunmadığı ise bir gerçek olarak kayıtlara düşülmüştür. Hacı Encü’nün içinde bulunduğu gruptan 3 kişi kurtuluyor. Bu saldırı ve bombalama olayı yaklaşık 1 saat kadar sürdüğü ifade ediliyor. Hacı Encü ve 2 arkadaşı ile birlikte katırlarla beraber deredeki suya girip ordan kayalıkların altına sığınıyorlar. Saat 23.30’a kadar köylülerin yardım için olay yerine gelmesine kadar bekliyorlar. Olay yerine gelen köylülerin feryatları gördükleri katliam manzarası karşısında birbirine karışıyor. Özet Tespitler: BU ÖNERİLERİN DİKKATE ALINMASI DİLEĞİYLE
| |