#
YAZARLAR
AYDIN ŞAFAK |
|
| Gençlerin Türküsüyle ... | |
GÜLBEY KÖSEOĞLU |
|
| Ah Şu Çocuklar! | |
TURAN ESER |
|
| Steiger Awards’a Açık ... | |
| Tarih: 14.06.11 | |
![]() |
Üç Aylık “Müslüman” Olmak! |
RIZA ALGÜL Kimin, hangi dinden olduğunu, kimin, neden her hangi bir dini tercih ettiğini ve kimin, neden her hangi bir dinden çıktığını konu etmek veya tartışmak, benim kaygım ve işim değildir. Fakat bir dini, söz konumuz İslam’ı – modern terminolojiyle ifade edersek – bir “marka” veya “patent” gibi algılamak, bu dinsel “markaya” veya “patente” sahip olmak dürtüleriyle “meta pazarı”nda “kazanmak” zaferinden veya “kaybetmek” korkusundan dolayı hillebaz yöntemlerle rekabet oyunları oynayanların üzerine söylenecek şeyler elbette ki olacaktır. Çünkü, insanları din ölçülerine göre “aklamak” veya “suçlamak”, anlayış bakımından dini “marka” veya “patent” olarak görmektir. “Marka”nın veya “patent”in geçerlik bulduğu yerde ve kişide din, “kâr” ve “kazanç” aracıdır. “Fayda elde etmek” veya “hasmı yenmek” güdüsüyle “kâra” ve “kazanca” dönüştürülmüş dinde, inanç barınamaz. Şunu da artık anlamak gerekir: Hangisi olursa olsun, fakat egemen veya iktidar üzerinde bir şekilde söz sahibi olmuş dinlerde ruhsal-tanrısal bir gizem aramak boş bir uğraştır. Çünkü bu dinler, bireye veya topluma gelenekle devredilmiş olsa da, fakat içe doğan ve içte duran, bundan dolayı tarifi de yapılamayan pozitif gizemi yok etmişlerdir. Yok edilen bu pozitif gizemin yerini, dinler, açık ideolojik ve politik içerik ve biçimde sermayenin ve her türlü sömürünün devamı için, din olarak doldurmuşlardır. Bugün, ibrahimci dinlerin sonuncusu olan İslam’ın müslümanlar arasında “popüler din” olmasının en önemli nedenlerinden biri budur. Son yirmi yıla kadar, Aleviler içinde dinsel “patent”, “kazanç”, “kâr”, gibi pazar kavramları yer bulamazdı. Bulmadığı gibi, bu kavramlar, “insanlığın mayasını bozan” en lanetli unsurlar olarak kınanırdı. Fakat yirmi yıldan bu yana – yani Aleviler kendileri için dünyada yer almaya başladıktan buyana – ekonomik-politik pazara dönüştürülmüş “din-fayda” geleneğini Aleviler’in içine taşıyanlar ortaya çıktı. Fakat, “patent-kâr-kazanç” sağlayan dinsel anlayış ve yöntemler Alevilik’te olmadığından dolayı, “patent-kâr-kazanç” peşinden koşanlar önce “İslam’a geçiş” yaptılar ve “öz-müslüman” oldular. Bu “müslümanlık” üç ay sürdü. “Hiç, üç aylığına ‘müslüman’ olunur mu?”, diye sorulabilir. Aklın ölçülerine göre, hayır, olunmaz! Fakat traji-komedyanın gelişmesini takip edelim: Bir “Viyana Alevi Kültür Birliği” (VAKB) vardı. 1990’da kurulmuştu. Bu derneği kuran o zamanki Aleviler, her hangi başka bir forma benzemek kaygısı duymadan, kurdukları derneğe tamamen kendi doğal gerçekliklerinden hareketle bu adı vermişlerdi. Aleviler’in bilinci ve bilinçaltı da, bu nedenle VAKB adının kendi gerçekliliklerine uygunluğunu onaylamıştı. Bu ad ve kurumlaşma ile mutlu da olmuşlardı, çünkü içteki toparlamayı ve birliği sağlamaya ve kamuoyunda varlıklarını temsil etmeye hizmet ettiğinden dolayı bu kurumda fedakarca çalışmışlardı. Aralıkta “müslüman” olan bu yönetimle birlikte yeni “müslüman” olmuş “Alevi-İslamcılar”, “Avusturya’daki Aleviler ‘Alevi-İslam’ı coşkuyla karşıladı!”, başlığıyla, gerçeği olmayan bir beyanda da bulunmuşlardı. Öyle ki, dernek binasına astıkları “Alevi-İslam” tabelasını gece aydınlatmak için spot lambası bile monte etmişlerdi. Fakat üç ay sonra, Şubat 2011’de, “Alevi-islamcılar”ın İslam’dan dönüş yaptığını duyunca, kendini bilmez bu sorumsuz cehalet karşısında bir kez daha şaşırıp irkildim. Doğruluğuna emin olmak için yine gidip baktım. Evet, bu da gerçekti. Bu nedenle, bilimsel teoride kıt nasipli, tutumda arka hesaplı “yeni-müslümanlar”ın “ruhuna fatiha olsun” diye, bir ironi yazmak istedim. Tanık olmuş herkesin bildiği gibi, bu dönüşten önce, kendileri gibi düşünmeyen Alevileri “müslüman olmamak”la suçlamış ve Alevileri bölmeyi “müslüman olmak” ve “müslüman olmamak” zemininde sürdürmüşlerdi. Bu, Alevilik tarihinde görünen ilk ve en çirkin olandı. Bu çirkinlik, tarihte ve bugün, insanları pratik davranışlarına ve insanlığın evrensel değer ölçülerine göre değil, fakat “inanmak” ve “inanmamak”, “müslüman olmak” ve “müslüman olmamak” gibi dinsel rekabeti ve sahtekarlığı akıl ve mantığın üzerine çıkaran kökten dincilikten ve şeriattan devralınmış bir mirastır. Sorma be birader mezhebimizi Tabelaların iki yüzü Tabela indir! İlk tabela olan, “Viyana Alevi Kültür Birliği”, Aleviler’in gerçek yüzü idi. Trajedisi ve komedyası bir yana, fakat değiştirilen bu adlar ve tabelalar bir dükkanın değildir. Adına hareket ettikleri Alevi toplumunun ve Nesimiler, Pir Sultanlar gibi binlerce ödenmiş bedelin bir tarihidir. Bu bakımdan, her yönüyle çirkindir ve ibret vericidir. Çünkü bu “yeni-öz-müslümanlar” Alevi toplumuyla ve onun tarihiyle oyun oynuyorlar. Oyun oynadıkları ve samimi olmadıkları içindir ki, “İslam’a bağlı”lıkları ve “müslüman olma”ları sadece üç ay sürdü. İslam terminolojisinde – nereden nereye fark etmez – bunun adı “rücu” (dönek) ve “riyâ” (ikiyüzlülük) dır. “Alevi-İslamcılar” bu “rüc-i riyâ”lıklarını nasıl kapatmayı düşünmüş olacaklar ya, hani “uyanık”lar ya, fakat dürüst olmadıkları için cehaletten kopmamışlar ya, yeni tabelanın en altına küçük puntolarla “Ehl-i Beyt’i sevenler: Hoş geldiniz!”, diye bir not düşmeyi de unutmamışlar. Fakat, kendi elleriyle kendilerinde açtıkları yaradan akan irini bu “Ehl-i Beyt sevgisi” de kapatmayacak. O irin akmaya devam edecek. İnsanların dinsel duygularını siyasal amaçlar için sömürmenin Arapça’daki adı “şeriat”tır. “Alevi-İslam”cıların, “müslüman” olduktan üç ay sonra kendi “islam”cılıklarının üzerine siyah çizgi atmaları, yani “müslümanlıklarını” silmeleri kadar, dışa vurmuş çirkin duruşlarını “kurtarmak” uyanıklığıyla “Ehl-i Beyt”e sarılmaları da Aleviler’in duygularını sömürme amacı taşıyor. Bu, şeriatın “alevi”cesidir. Fakat, Alevilik’ten “Alevi-İslam”a, “Alevi-İslam”dan “Alevi İnanç Toplumu”na ad değiştirenlerin girdikleri yolun ve varacakları hedefin amacı sadece bir “ad değiştirme” değildir. Tersine, bunun daha ciddi ve derin ayrım çizgileri vardır. Örneğin: İnaç yerine dini, bilim yerine hurefayı, emek yerine sermayeyi, devrim yerine kaşı-devrimi, üretimden dağılıma kadar eşitlik ve demokrasi yerine sömürüyü ve diktatörlüğü, “yetmiş iki millete bir gözle bakmak” yerine Türk milliyetçiliğini öne çıkarmak, ”Alevi-İslam”cıların ya da “öz-İslamlar”ın politik ve ideolojik çizgisidir. Neden? İki eski halk deyimi vardır: “Yoldan çıkmak” ve “zivanadan çıkmak (aniden veya bir şeyden ortaya çıkmak).” İnsan bir kere yoldan çıkmayagörsün. Çünkü “yoldan çıkmak”, “zivanadan çıkma”ya benzemez. “Zivanadan çıkmak” anlık tepkidir, düzeltilmesi nispeten kolaydır. Fakat “yoldan çıkmak”, düzeltilmesi çok zor ve bazen imkansızlaşan bir karakter değişimidir. VAKB “yoldan çıkartıldı” ve “öz-müslüman”laştırıldı. Fakat bu “öz-müslümanlar” İslam’a ancak üç ay dayanabildiler. Üç ay sonra “İslam”dan da “rücu” ettiler. Artık, her hangi bir kuşkuya yer bırakmadan açığa çıkmıştır ki, “Alevi-İslamcılar”, “müslüman” olamadılar. Fakat, sorun ve soru şudur: Bunlar Alevi olabilecekler mi?!
| |