#
YAZARLAR
AYDIN ŞAFAK |
|
| Gençlerin Türküsüyle ... | |
GÜLBEY KÖSEOĞLU |
|
| Ah Şu Çocuklar! | |
TURAN ESER |
|
| Steiger Awards’a Açık ... | |
| Tarih: 13.01.11 | |
![]() |
Ormanı değil, ağacı gördük!.. |
ZEYNEP ASLAN* Aleviler olarak dünyaya tanıtmak istiyorduk kendimizi. Bu konuda son de-rece başarılı olduk. Özellikle Avusturya çok güzel tanıdı bizi: “İyi Müslümanlar”, “IGGÖ’nün sonu mu geliyor?“, “Aleviler bölük pörçük”, “Aleviler kendi aralarında kavgalı”, “İslam-Alevileri tanındı, şimdi ne olacak?”, “İslam olmayan Aleviler de tanınırsa, dini birlik olarak tanınmaları için biraraya getirilmesi gereken 16 bin üye sayısına nasıl ulaşılacak?”, “şimdi iki ayrı Alevi din dersi mi geliştirilecek?”, “Şiiler de benzeri taleplerde bulunacaklar mı?“ vs. İşte böyle tanıttılar bizi dünyaya, Aleviler’in yöneticiliğine soyunmuş insanlar. Kendi iç anlaşmazlıklarımızdan boğulma noktasına geldik. Yüzyıllar boyu bastırılmış bir toplumun uyanışı böyle mi olmalıydı? Elbette ki tarihin büyük bir kesiminde baskılara maruz kalmış bir toplum konuşmaya başladığı andan itibaren tartışmalıydı, sorgulamalıydı. Ancak bunun ille de ayrıştırıcı nitelikte olması tarihi ve sosyal olarak zorunlu değildi. Alevi öğretisinin temel sütunları olan hoşgörü, saygı ve sevgiye tam anlamıyla aykırı bir seyir içine itildi toplum. Bunun sorumluluğunu yanlızca Türkiye gizli istihbarat aktörlerine veya siyasal şeriatçı kesimlerin politik çalışmalarına yüklemek yetersiz kalır. Tabi iki dış ve çevre etkenlerinin etkisi de büyüktür. Ancak asıl problemler bizim kendi içimizde barınıyor! Bakın, Alevi toplumu olarak Alevilik hakkında bilinç ve bilgi düzeyimiz neredeyse geçmis zamanlarda köydeki bilinç düzeyimize eş değer durumdadır. Oysaki çok gurbetçilikler yaşamıştır Alevi toplumu. Şimdi Avrupa’nın göbeğinde aynı bilinç düzeyi ile ayakta durmaya çalışılıyor. Üstelik bu bilinç ile Avrupa’da yetişen Alevi gençlerinin sorun ve taleplerine yetişmeye çalışılıyor. Bunun nereden bakarsanız bir yerde kısır döngü halini alacağı, ki öyle de oldu, her açıdan belliydi. Şimdi şöyle de bir haklı argüman var: “Kendi imkânlarımızla kültürümüzü ve inancımızı yeni koşullara uygun yaşatamıyoruz, geliştiremiyoruz. Bunun için devletin desteğine ihtiyacımız var.” Bu, az çok demokratik yönetilen sistemlerde, toplumların haklı olarak geliştirebilecekleri bir tavırdır. Bu durumda Alevilik‘in devlet tarafından tanınması için ortak çalışmalar yürütülmeliydi. Çalışmaların sonunda, devlet Alevilik‘i inanç olarak resmen tanımış olacaktı. Sonraki adım Alevilik‘in felsefe, bilim, sosyal ve siyasal yapısı bilim insanları tarafından araştırılmalı ve bir düzen haline getirilip sistematize edilmeliydi. İşte bu süreçte Alevilik İslam mıdır, değil midir, olmalı mıdır gibi sorulara yanıtlar aranabilinirdi. Daha sonra, örnegin Alevilik‘in İslam olduğuna karar verildikten sonra, tekrar yetkili makamlara başvurulup isim değişikliği yapılabilirdi. Yine bu süreçte, çok daha önemli bir konu olan okullarda Alevi dersi nasıl aktarılmalı, öğretmenler ya da öğretim üyeleri nasıl yetiştirilebilir, gibi sorulara değişik araştırmalar sonucunda yanıtlar bulunabilinirdi. Eğer kendi iç sorunlarımız olmasa idi Avusturya devleti Alevilik‘i çoktan tanımıştı! Çünkü inanç özgürlüğü Avusturya devletinin kanunlarının temel ilkelerinden birisidir! Büyük halk ozani Emekçi’nin değimi ile “Ormanı görmedik ağacı gördük‘‘ hep birlikte. Sorunu başından değil sonundan ele aldık veya birileri bizler adına aldılar. Geriye kalan şu oldu: Biz Aleviler olarak Avusturya devletinin karşısına çıktık ve dedik ki; “Biz Aleviler olarak tanınmak istiyoruz. Ama sevgili Avusturya devleti, üç tane farklı başvurumuz var. Hangisi doğru, sen karar ver”. Kendi Aleviliğimizi Avusturya devletine sorduk! Bu kadar aciz midir Alevi toplumu? Biz kendimizin kim olduğunu, eğer bu derece bilmiyorduysak, en azından kendi aramızda çözemez miydik? 1960’lardan önce Alevi köylerinde sorunlar ve kavgalar çıktığı zaman, kimse kalkıp mahkemelerin kapılarını aşındırmak üzere yollara düşmezdi. Kendi içimizde çözerdik sorunlarımızı. Şimdi ise kamoyunun önünde, ne kadar anlaşmazlıklarımız varsa pazara çıkarmış durumdayiz! Bunun kim(lere) ne faydası var? ---------------------------- | |