#
Tarih: 12.06.11

Kabahatin çoğu sende be alevi kardeşim!

HÜSEYİN DEMİRTAŞ

Büyük şair ve büyük insan Nazım Hikmet, dünya işçilerine seslendiği ve onların bazı tavırlarını eleştirdiği bir şiirinde demişti ki;
Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil, beş değil, yüz milyonlarcasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlûkusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmeyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin, — demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatin çoğu senin, canım kardeşim!
****
Nazım Ustanın bu muhteşem şiirindeki pek çok eleştiri Aleviler için de geçerli. Aleviler de sayıca çoklar, isteseler makûs talihlerini yenebilecek… 25–30 milyonlar abartılı olsa bile, yine de nereden baksan en az 10 milyon nüfusları var. Taşı sıksalar suyunu çıkarırlar ve her haklarını söke söke alırlar yani! Ama ne gezer?

Başka yazılarımızda Alevilere karşı yürütülen dış kaynaklı asimilasyon çabalarını pek çok kez dile getirdik. Kuşkusuz bu tür tekrarlar gına getirse de, asimilasyona karşı çıkışımızı Aleviler olarak, hem örgütlü hem de bireysel düzlemde sürdüreceğiz ve sürdürmeliyiz. Ancak bundan önceki sayıda dile getirdiğimiz tarzdaki Alevilerin kendinden kaynaklanan içsel asimilasyon olgusunu da görmezden gelemeyiz. Bu seferki konumuz da yine bu çerçevede olacak.

Aslında sağlam bir içyapıya sahip toplulukları dıştan gelen hiçbir güç kolay kolay yıkamaz. Alevileri de kimse yıkamaz ve yıkamayacak ama ağacın baltaya dediği gibi, “Beni kesen baltanın sapı benden…”   Bu nedenle işler hep sarpa sarıyor. Alevilerden hep birileri, bu yolun deyimiyle kınalı keklikler ve Hızır Paşalar çıkıp başkalarının baltalarına sap olmaya özeniyorlar.
Alevi-Bektaşi yolu çok büyük, anlamlı ve kadim bir sürekken, içlerinden daima birileri peyda olup başka din ve inançlara özeniyorlar. O inançların itikat ve ibadetlerini kendi yollarına katmaya çalışıyorlar. Bir takım Alevi kalkıyor, Sünnilerde mevlit okutma var diye aynı uygulamayı kendi düğün ve sünnet törenlerinde yapıyor. Hızını alamayanlar da, sonradan uydurulma Kutlu Doğum Haftasını kutluyorum diye cemevinde mevlit okutuyor.
Tamamda sen de mevlit okutmayıver. Sünni komşunun her yaptığını taklit etmek zorunda mısın? Burada kabahatin çoğu da sende be Alevi kardeşim! Okutmasan alnına silah dayayan mı var?

Aleviliğe sahip çıkılmayışının ve iç asimilasyonun en büyük nedenlerinden birisi de, zenginleşen ve refaha kavuşan Alevilerin neredeyse tamamının kimliğinden uzaklaşmasıdır. Açıkçası zenginleşen Alevi, Aleviliğe sırt çeviriyor. Alevi dernek ve vakıflarına yardım etmediği gibi, edecek olanları da engelliyor. Örneğin memleketim Kütahya’yı ele alalım. Bu kent merkezinde tahminen ilk 20 zengin arasında en az beş Alevi işveren var. Ayrıca çoğunluğu Gediz Akçaalan Kasabasından ve merkez Alevi köylerinden sayıları yüzleri bulan esnaf ve zanaatkâr mevcut. Buna karşılık inşaatı 2005’te başlayan Kütahya Cemevi geçen yıl zorlukla tamamlanabildi. Zira Alevi zenginlerin ve hali vakti yerinde olanların büyük çoğunluğu cemevine ve diğer bazı kurumlara uzak duruyor. Yüzde 90’ı kimliklerini gizliyor. Hatta büyük zenginlerden Alevi bir işadamına cemevi inşaatı için yardım talebiyle gidildiğinde, bu kişi Kütahya merkezindeki yüzün üzerinde cami ve mescit yetmezmiş gibi, “Cemevinin bir odasını mescit olarak ayırırsanız yardım ederim” diyebiliyor. Aynı kişi Süleymancılara ve Fethullahçılara bağış yaparken çok cömert davranırken, şimdi de kalkmış Hisarcık ilçesine bağlı Şeyhler Beldesine Kur’an kursu yaptırıyor. Bu ne kraldan çok kralcılıktır? İllaki böyle yapması için çıplak güç ve şiddetle zorlayan mı var bu adamı? Yok tabii ki ama pek çok başka il ve ilçe yanında, İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük kentlerdeki Alevi işadamları ve esnafta benzer durumdadır. Aksi vaki olsaydı, Ankara gibi çok sayıda Alevi zenginin olduğu ve milyonlarca Alevi’nin yaşadığı bir başkent hala cemevsiz olmazdı…

Kuşkusuz Alevilerin sayıca çok bulunduğu pek çok kent ve kasabada hala bir cemevinin bile inşa edilememiş olması salt devletin suçu değildir. Ya kimin suçudur? Tabii ki, kendi yoluna sahip çıkmayan, kurumlarına yardım etmeyen

Alevilerindir bu kabahat!

Sen sahip çıkmazsan, ben sahip çıkmazsam bu yol nasıl devam edecek? Nasıl gelecek nesillere sağ salim aktarılacak? Aleviliğin ardında Sünni/Şii İslam gibi devlet/devletler, sermaye çevreleri ve petro-dolarlar yok ki…
Alevi kardeşimin kabahati bunlarla da bitmiyor. Alevi kardeşim rahat ve konforuna da çok düşkün… Tamam, Alevilik Sünnilik gibi değildir diyoruz. Bu doğru ama yine de bir Alevi senede bir sefer de olsa cemevine gelmelidir. Senenin 365 günü inanç ve ibadetten uzak yan gelip yatılmamalı. Bir Alevi, “Ben Aleviyim” diyorsa, oturduğu yerde korkuyorsa bile başka bir yerdeki cemevine olsun uğramalı. Gerekirse yıllık bağışını buralara yapmalı. Oysa ne yapıyor Alevilerin çoğunluğu? Komşusu Sünni beş vakti ona çıkardık deseler günde 10 sefer camiye gitmeye bile hazırken ve her Cuma namazı çıkışında toplanan yardımlara nereye gittiğini hiç sorgulamadan katkı yaparken, Alevi ise çoğu zaman burnunun dibindeki cemevini bile yılda bir kerelik olsun ziyaret etmeyi zül sayıyor. Cüzi bir miktarda da olsa bir yardımda bulunmuyor. Be Alevi kardeşim, sen böyle davranırsan Alevilik ve Alevi toplumu nasıl güçlenecek ve yoluna tökezlemeden devam edecek?

Hâlbuki bilmiyor ki Alevi kardeşim, Alevilik tek başına yaşanacak bireysel bir inanç değildir. Alevilik toplumsaldır. Alevi, Aleviliğini ancak ikrarını verip, musahip tutarak ceme katılırsa kazanır. Bireysel olarak Alevi kalabilmenin teminatı da Alevi toplumsallığına yani cemlere ve cemaate katılmayla gerçekleşir. Çünkü görgü, bilgi ve erkân sadece cemlerde edinilir.  Cem sorgu-sualdir; halk mahkemesidir. Sorgu-sualden geçilmeden Alevi olunmadığı gibi, bir kere ikrar verip ceme katılınca da ömür boyu Alevi olarak kalmak mümkün değildir. Gelenek icabı ikrar verip yola girmiş bir Alevi her sene görgüden geçmeli ve adeta Alevi-Bektaşi yoluna karşı iman tazelemelidir. İşte bu yüzden Alevilik toplumsal bir inanç ve öğretidir. Alevilik, kendini toplumdan dışlayarak ve keşiş hayatı yaşayarak yürünemez! Kısaca bir Alevi daima toplumuyla iç içe, ilişki ve iletişim içinde olmalıdır. Aksi olursa hem kendi hem de Alevilik kaybolur…
Aleviliği yiyen ve içten içe bitiren bir diğer zaafta Alevilerdeki aşırı bireyci (egoist) eğilimlerdir. Bireycilik Alevilik gibi toplumsal yanı ağır basan inanç ve öğretilerin en büyük düşmanıdır. Günümüzde özellikle genç kuşak Alevilerin çoğu rahatına düşkün, bireyci ve bencildir. Bu nedenle genç kuşak devlet ve çevreden gördüğü yoğun baskıya rağmen Alevi kimliğine ve kurumlarına uzak durmaktadırlar. Bu duruş, Sünniliğe kaymasalar bile pek çok Alevi’yi Alevilikten ağır adımlarla da olsa uzaklaştırmaktadır. Oysa burada da çözüm, yine toplumsallıktan geçmektedir. Alevi genç kuşak bireyselliğini de ancak Alevi toplumsallığı içinde kazanabilir ve sonra da bunu hayata geçirebilir. Özetle Aleviler özgür bir birey olarak yaşayabilmenin anahtarını, ancak kendi varlıklarını Alevi toplumsallığına katmak suretiyle elde edebilirler.

Bu gerçeğe rağmen çoğunluk Alevi nüfusun Alevi toplumsallığının tek gerçekleştiği ve vücut bulduğu mekân olan cemevlerinden uzak durmasının en büyük kabahati de yine devlet ve Sünni toplum gibi dışsal kaynaklardan çok Alevilerin kendindedir.

Alevileri, Aleviliğinden uzaklaştırarak gün geçtikçe sayılarının azalmasının iç nedenlerini daha da artırabiliriz ama son olarak modern hayat tarzı ve modernizmin (çağdaşlık) Alevi öğretisi ve Aleviler arasında yarattığı aşınma ve yol açtığı spesifik sorunlara işaret etmezsek bir şeyler eksik kalır…
Modernlik Avrupai hayat tarzıdır. Modernizmde bunun ideolojisidir. Bu anlayış uyarınca, insanlar hayatlarını ortaçağdaki gibi dine göre değil de akıl ve bilime göre yönlendirirler. Öncelik din ve metafizik öğretiler değil, akıl ve mantığın emrettiği ilkelerdir. Din ve ona ait değerler eskide kalmıştır. Modern birey bilim ve aklın öngördüğü şekilde yaşar. Tutucu değil, sorgulayıcı ve açık fikirlidir. Tüm bunlar aslında çok güzel ve gerekli şeyler. Bu ilkeler temelde Alevi olmaya da engel teşkil etmediği gibi, Alevilik her çağda kendini yenileyebilen ve re-organize edebilen bir öğreti. İşte bu yüzden Alevilerin büyük çoğunluğunun dil engeli dışında Avrupa ülkelerinde uyum diye bir sorunu yok. Ülkemizde de büyük kentlere 1950’li yıllardan itibaren yoğun bir göç yaşayan Aleviler, şehirle ve medeniyetle yeni tanıştıkları halde kentlerdeki modern yaşama kısa sürede entegre olmayı başarmışlardır.

Buna karşılık günümüzde birçok Alevi, tarihiyle ve kimliğiyle irtibatı, görgü ve bilgisi çok az olduğundan Aleviliği de Yahudilik-Hıristiyanlık ve İslam gibi değişime ve dönüşüme kapalı, gelişmeye ve kalkınmaya karşı içinde pek çok çağdışı unsuru barındıran din ve inançlarla bir tutup modernlik adına Alevilikten de uzaklaşıyorlar. Oysa bir bilseler Aleviliğin çağıyla, bilim, kültür ve sanatla barışık yaşama demek olduğunu, hem modern hayat tarzının daha iyi tadını çıkarabilecekler hem de modernizmin cevap veremediği ruhsal ve manevi ihtiyaçlarına burada çok derinlikli bir karşılık bulabilecekler. Ama nerede böyle Aleviliğin çok katmanlı anlamlarına ve sırlarına vakıf olabilecek gençler? Okullarda yalan-yanlış biraz bir şey öğrenen, “Din ve inanç gericilikse, Alevilikte bir inançtır ve dolayısıyla gericidir” şeklindeki yanlış bir mantıkla ve bilgiç bir tavırla güya modernleştiğini ve çağdaşlığı savunduğunu düşünmektedir. Ne kadar yanlış bir yorumlama değil mi? Ama bu durum maalesef bir gerçek. Birçok iyi eğitimli ve yüksek makamlara gelen Alevi bu şekilde düşünüp Alevi kimliğine uzak bir hayatı seçmektedir.

Öyleyse ne yapalım? Ne de olsa geçmişte olduğu gibi bugün de Aleviliği geleceğe taşıyacak gizli kahramanlar çıkar diyerek teselli bulalım…
Sonuç olarak en azından burada işaret ettiğimiz alanlarda Alevilere yönelik doğrudan bir baskı ve zorlama yoktur. Aleviler asıl problemi başlarına bizzat kendileri çıkarmaktadır. Kısaca konu edilen sorunların ve bunların getirdiği sonuçların yegâne suçlusu, kabahatlisi çok büyük oranda Alevilerdir. Suçu ve suçluyu dışta aramak boşunadır. Fayda getirmez. Bilinmelidir ki, Aleviler bunun bir farkına varırsa, zaten iç kaynaklı sorunlarını aşınca dışsal olanların da çoğu kendiliğinden çözüm yoluna girecektir.

O nedenle Aleviler bir an önce kendi içlerine dönerek, önce buradaki sorunları tespit edip çözümlerine kafa yormalıdırlar. Aksi takdirde “Eski hamam eski tas” her şey eskisi gibi devam edecektir ve sadece tellaklar değişecektir. Ve de Alevileri salhaneye (mezbahaya) yollamak isteyenler hiç eksik olmayacaktır. Kendimi sana biraz olsun anlatabildim mi şimdi Alevi kardeşim? Anlatamadımsa aşk olsun!

Kaynak:Alevilerin Sesi Dergisi

 


DUYURULAR

LİNKLER