#
YAZARLAR
AYDIN ŞAFAK |
|
| Gençlerin Türküsüyle ... | |
GÜLBEY KÖSEOĞLU |
|
| Ah Şu Çocuklar! | |
TURAN ESER |
|
| Steiger Awards’a Açık ... | |
| Tarih: 27.12.11 | |
![]() |
İzettin Doğan’a ve CEM Vakfı’na Söylenecek Söz Var! (I) |
RIZA ALGÜL İçinde bulunduğumuz süreç, Aleviler açısından önemli bir tartışma, netleşme ve saflaşma sürecidir. Tartışmanın, netleşmenin ve saflaşmanın zorunluluğunu ortaya koyan şey, Aleviliğin eski biçim ve kavramları aşmış olması ve yeni biçim ve kavramlarda kendini bulmasıdır. Yaşamın ortaya çıkardığı böylesi gelişmelerin olduğu yerde doğal olarak sorgulamalar ve tartışmalar da olacaktır. Bunu kimin nasıl anladığı ve ne kadar başardığı ayrı bir konu, fakat çözüm bulmak için önyargısız ve bilimsel akıl yoluyla tartışmak, olumlu yeni sonuçlara varan kapıları açacaktır. Yeter ki amaç, gerçekçi çözümler üretmek olsun. Gerçekçi çözümler üretmek ve iyi sonuçlar alabilmek için ise, demokratik bir ortamda düşünmek, konuşmak, konuşturmak ve dinlemesini bilmek gerekir. 1960’lı yıllara kadar, Aleviler, devletin ve devletin yönlendirdiği Sünni toplumun baskısından dolayı açık çalışan güçlü kurumlar yaratamamıştı. Aleviler, Dede-Talip bağları aracılığıyla varlıklarını gizli tarzda sürdürmek zorunda bırakılmıştı. 1960’lardan sonra, Türkiye içinde ve Türkiye’den yurt dışına olan göçlerden dolayı Aleviler’in – modern betimleme ile ifade edersek – “iç örgütlenmesi” olan ve onları bir arada tutan Dede-Talip bağları koptu. Bu kopuş nedeniyle, Alevi toplumunda bir dağılma yaşandı. Yıllar sonra bunu fark eden Aleviler, 1990’lı yıllarda birbirlerinden haberli veya habersiz dernekler, federasyonlar ve başka isimlerle kurdukları çeşitli kurumlarda yeniden örgütlendiler. Bu dağınık örgütler süreç içinde merkezileşip daha büyük güçler haline geldikten ve açık çalışmalarıyla kamuoyunda tanınmaya ve bilinmeye başladıktan sonra, önceden pek göze çarpmayan siyasal ve ideolojik eğilimler de ortaya çıkmaya başladı. Bu eğilimlerin yer almak istediği sınıfsal ve toplumsal dünya, onların ideolojik bakış açılarına ve bu ideolojik bakış açıları da, onların Alevilik anlayışlarına yansıdı. Bu bakımdan, “Aleviliğe ideolojik ve politik pencereden bakılamaz”, diyenler, sadece kendilerini aldatabilir. Bu böyle olmakla birlikte, fakat gelinen durum Alevi taban açısından tümüyle netlik kazanmış değildir. Bundan dolayı, ayrışmaya başlamış bu ideolojik ve politik eğilimler, çok boyutlu açıklamayı gerektiren önemli bir problem olarak hala orta yerde duruyor. Şöyle ki, bu eğilimlerin tabanına bakınca, “Alevi” adı ile kurulmuş bu örgütlere hem umut ve hem de kaygı ile bakan, fakat kırk yıl önce gördüğü Alevilik ile bugün yaşadığı Aleviliğin farkını anlayamadığından dolayı ikna olup netleşmemiş büyük bir potansiyel vardır. Öte yandan, bu eğilimlerin merkezileşmiş örgüt tavanına bakınca, bunların arasındaki açının her gün biraz daha fazla birbirlerinden uzaklaştığını görüyoruz. Etki alanı sınırlı bazı Alevi örgütlerinden söz edilebilir. Fakat bugün belirleyici durumda olan iki Alevi örgütü vardır: Bu örgütlerden biri, Türkiye’de ve yurt dışında Alevi Birlikleri Federasyonları (ABF)’dır. Diğeri ise, Cumhuriyetçi Eğitim Vakfı (CEM Vakfı)’dır. Her geçen gün, hayatın dayatması karşısında her ikisinin ideolojik renkleri de “ben buyum”, dercesine belirginleşmeye başlamıştır. Türkiye’de ve Türkiye dışında, Alevi Birlikleri Federasyonları, Aleviliği, “72 Millete bir gözle bak”an ulus-üstü ve ulus-dışı ilke ve perspektifte anlayan; sömürülenin, ezilenin ve demokrasinin yanında yer alan; kapitalizme ve kapitalist dünyaya, feodaliteye, militarizme, Türk milliyetçiliğine, tarikatçı ve devletçi dinciliğe karşı olduklarını yalnızca açıkca ilen etmekle kalmayan, aynı zamanda pratikleriyle de ortaya koyan bir çizgide yürüyorlar. ABF’nın hatalarından söz edilebilir, fakat bu hataların, onların yürüdüğü yolun aydınlığına gölge düşürmediğini söyleyebiliriz. CEM Vakfı’na gelince: CEM Vakfı, Aleviliği “Türk-İslam Sentezi” formunda Türk milliyetçiliği ile özdeşleştiren, sömürüleni, ezileni ve demokrasiyi görmekten kaçınan, sömürenlerin kapitalist dünyasında yerini alarak “yola gelmiş” ve bugünkü devlet ideolojisini Aleviler’in içine taşıyan bir çizgide yürüyor. Örneğin, İzzettin Doğan ve Cem Vakfı, ABF`nin yöneticilerini “örgüt elemanları” (hangi “örgüt”en söz ediyorlarsa?) gibi sıfatlarda jurnalliyor, devletin Kürtler üzerine bombalar yağdırmasını kendi medyalarında destekliyor ve ABF ile kendi arasına kalın duvarlar çekmekle, Alevileri bölmek ve bir araya gelmelerini engellemek amacını ortaya koyuyor. Benim bu tezlerimin İzzettin Doğan’a ve CEM Vakfı’na yapılmış “bir hakaret” veya “karalama” diye düşünenler olabilir. Hayır! Benim İzzettin Doğan’a ve Cem Vakfı’na karşı hiç bir zaman “hakaret etmek” veya onları “karalamak” niyetim olmadı ve bugün de yoktur. Buna, yazdığım kitaplarımı veya makalelerimi örnek gösterebilirim. Ben, İzzettin Doğan’ı ve CEM Vakfı’nı, ideolojik eğilimlerinden dolayı 1998’de yayınlanan ikinci kitabımda eleştirdim. Araya giren 15 yıllık zaman, ne yazık ki bu tezlerimi doğrulamıştır. Cem Vakfı lideri (veya “Fahri Başkanı”) İzzettin Doğan’ın, Aleviliğin teorik boyutları ve Aleviler’in güncel sorunları üzerine görüş ve yazılı demeçlerini, pek çok kişi gibi ben de medyada takip ettim ve ediyorum. En önemlisi de, 1 Haziran 2008’de, Viyana’da verdiği kapsaplı konferansını baştan sona canlı olarak izledim. CEM Vakfı’nın hem genel ideolojik çizgisinden hareketle ve hem de CEM Vakfı lideri İzzettin Doğan’ın Viyana’da verdiği konferansı izlerken, benim sorduklarıma ve gelen başka sorulara verdiği cevapları dört saat boyunca dinledikten sonra, 1998’deki eleştirel tezlerimin 2008’de doğrulandığını gördüm. Bu nedenle, Viyana’da verdiği konferanstan bugüne geçen zaman içinde, İzzettin Doğan’ın ve CEM Vakfı’nın ideolojik ve politik bakımdan sağcı çizgisi gerçekçi yönde değişmediği gibi, kendi yanlışında daha da derinleşerek netleştiğini söyleyebilirim. Rıza Algül | |