#
Tarih: 21.06.11

İnanç ve tarih bilinci körelmiş ALEVİLER

ERDAL YILDIRIM

Çok partili sisteme geçildiği 1950 yılından bu yana yapılan seçimlerden birisi daha geride kaldı. 12 Haziran 2011 seçimleri genel anlamda ABD emperyalistlerinin dünyayı, özellikle de Ortadoğu coğrafyasını yeniden şekillendirmesi açısından; özeldeyse ülkemizdeki hakim sınıflar, Türkiye halkları açısından, hem de çeşitli etnik ve inançsal topluluklar açısından ayrı ayrı değerlendirilmesi gereken bir seçimdir.

Her seçimde olduğu gibi bu seçimin de kazanan ve kaybedenleri vardır. Gerici ve emperyalistlerin en sadık işbirlikçisi AKP’nin Büyük Ortadoğu Projesi gereği seçimlerde merkez sağdaki tüm küçük partilerin de oylarını alarak ve “istikrar sürsün”  yalanlarına denk düşen bir sonuçla yine tek başına iktidara geleceği çok belirgindi ve kazananlardan olmuştur.

Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloğu açısından da bakıldığında görülecektir ki, Adana, Mersin, İstanbul’da da milletvekilliği kazanılması ve toplamda 36 milletvekili ile parlamentoya gitmeleri bir başarıdır.

Seçimleri yitirenlere baktığımızda görülecektir ki, Alevi-Kızılbaşlar bu seçimin en büyük yenilgisini almış kesimidir. 88 yıllık cumhuriyette tek partili dönemde de, çok partili seçimlerde de birlik Partisi ve Barış Partisi deneyimlerinden sonra ilk defa Alevi Kurumlarının ortak iradesi sonucu Alevi ismi ve Alevi kimliğiyle Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Genel başkanı Turgut ÖKER İstanbul 1.bölgeden bağımsız milletvekili adayı olmuş ve seçimi yitirmiştir. Turgut Öker’in daha doğrusu Alevi-Kızılbaşların bu seçimi yitirmesinin çok değişik sebepleri olduğu kuşkusuzdur.

Öncelikle belirtmeliyiz ki, bu ülkedeki Alevi Bektaşilerin en büyük çatı örgütlenmesi olan, bünyesinde Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD), Alevi Kültür Dernekleri (AKD) ve ülke genelindeki bir çok derneği de barındıran Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF)  ve bileşenlerinin yöneticileri kurumlarının gücünü partiler üzerinde bir baskı aracı olarak kullanmak ve temsil edilen toplumsal dinamiği layıkıyla temsil etmek seçeneğini göz ardı edip, örgütlerine danışmadan salt kendi kişisel ikballeri için koşar adım ve ilkesiz bir şekilde CHP’den aday adayı oldular. Bu durumda bırakın listelerde seçilecek-seçilmeyecek sıralarda yer almaları, birbirine çelme takarcasına koşa koşa gittikleri o listelere alınmadılar bile. Kendilerinin dikkate alınmayacakları çok belliydi, ama ne acıdır ki, böylece Alevilerin gözbebeği kurumlarımızın da dikkate alınmamasını, 20 yılı aşkın sürede çeşitli bedeller ödenerek bugünlere getirilen bu kurumların da itibarlarının yitirilmesine sebep oldular.

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’na bağlı 14 ülkedeki Federasyonlarınortak rızalığı ile İstanbul’dan bağımsız milletvekili aday olan Turgut ÖKER’in adaylığı Türkiye’deki ABF ve bileşenleriyle ortaklaştırılmalı ve ortak hareket etmek konusunda desteklerinin alınması zorunluydu, ama ne yazık ki, bu gerçekleştirilemedi. Ve de Alevi örgütleri arasında varolan dağınıklıktan ötürü de herhangi bir sahiplenilme yaşanmadı.

Seçim koordinasyonunun oldukça amatörce ve daha önce bu konuda deneyimi olmayan, hatta siyasetle ilişkisi olmayan dar bir ekiple yapılması, büyük bir potansiyel olan gençlik ve kadın örgütlemesi komitelerinin gerçekleştirilmemiş olması, TV’lerde program ayarlanamaması, hatta YOL TV’nin bile verimli kullanılamaması, ulusal gazetelerde de yeterli reklam ve duyuru yapılmamış olması, yazılı ve görsel basınla iyi ilişkiler geliştirilememiş olması seçimin yitirilmesindeki önemli etkenlerdir.

Diğer etkenlere gelince.. Özellikle ABF ve PSAKD yöneticilerinin seçimlerle ilgili kurumsal olarak herhangi bir karar almamış olması, temsil ettikleri kitleleri seçeneksiz bırakmaları, daha doğrusu estirilen Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP rüzgarlarına Alevileri adeta peşkeş çekmeleri, kendilerinin de karşılıksız bir aşkla partiye teslim olmuş olmaları bu örgüt yöneticilerimizin hanelerine büyük tarihi yanılgılardan bir başkası olarak geçecektir.

Bir başkası diyorum, zira geçtiğimiz yıl da PSAKD kurulduğu tarihten beri, ülke gündemini ilgilendiren yaşamsal konulardan biri olan 12 eylül referandumu sürecinde de herhangi bir merkezi karar almamıştı ve o dönemdeki ABF genel başkanı referandumda “hayır”, PSAKD genel başkanı “yetmez, ama evet” ve bazı başka yöneticiler de “boykot”  demişlerdi.  Yani bir hazan mevsiminde  yapılan referandumda  adeta sonbahar  yaprakları gibi dört  bir  yana savrulmuşlardı.. Tıpkı bu seçimlerde de savruldukları gibi..

Bir başka  etken ise özellikle bazı medya grupları, kapitalist çevreler adına  “yeni CHP” dedikleri, ama asla yeni bir tarafı olmayan CHP’yi cilaladılar.. Okyanus ötesi kokan bir kaset operasyonuyla partinin başına getirilen Alevi, Kürt, Tuncelili Kemal Kılıçdaroğlu’nun Başbakan olacağı, CHP’nin de tek başına iktidara geleceği balonları uçuruldu. Sistem Kemal Kılıçdaroğlu nezdinde Alevileri ve örgütsüz solcuları kendisine yedekledi ve dolayısıyla Alevi toplumunun iradesini ipotek altına aldı denilebilir.

Aile Sigortası, %10 seçim barajının kaldırılması gibi heyecan uyandırabilecek bir iki vaade bulunan CHP,  samimi olmadığı için de kendi projesini bile savunmadı. Oysa çok zeki olmaya gerek yoktu. Normal zekaya sahip herkes görüyor ve biliyordu ki,   CHP’nin iktidara gelme şansı sıfırdı. Ve ülkede yaşanan seçim komedisi Amerikanın Büyük Ortadoğu, ya da son ismiyle Genişletilmiş Ortadoğu projesinin bir parçasıydı. ABD, Türkiye için kendi ülkesindeki merkez sağ ve merkez solda diye tabir edilen iki partili sistemi bir sistemi öngörüyordu.

Ve de bu merkezdeki iki partili sistemde, sisteme–emperyalizme karşı çıkabilecek, emperyalistlerin oyunlarını bozma olasılığı olan sadece bir iki toplum kesimi vardı. Devrimci kesimler ve Aleviler. Devrimci kesimler ne yazık ki, halen 12 Eylül faşist darbesinin etkisinden kurtulabilmiş ve kitleleri harekete geçirebilecek, yönlendirebilecek özelliklere sahip değillerdi. Geriye Aleviler kalıyordu ve bu nedenle Alevilerin bir şekilde kontrol altında tutulması zorunlu ve kaçınılmazdı. Bunun için de yapılan operasyonda “Dersimli (!)”, “Alevi”, “solcu” Kılıçdaroğlu olabilecek tek seçenekti.

Plan bu olduğuna göre Alevilerin kendi isimleriyle ortaya çıkacak, kendi iradelerini temsil edebilecek bir kişiyi seçmeleri demek bu planın tekerine çomak sokmak olurdu. Ve nitekim CHP 3 ay boyunca İstanbul 1.bölgede sadece Turgut Öker’in milletvekili seçilmemesi için faaliyet yürüttü.

Öncelikle AKP’den para aldığı gibi çeşitli iğrençliklerde iftira kampanyaları başlattılar. Ellerindeki belediyelerin zabıta ve diğer kadrolarını sadece ve sadece geceleri asılan T.Öker afiş ve pankartlarının yırtılması ve yok edilmesi için kullandılar.

İstanbul 1.bölge listelerinde yer alan Ergenekoncuları, Fethullahçı müftüleri ve kimi başka kirli ilişkileri örtbas etmek ve Alevilere mesaj vermek için Alevi kimliği ile tanınan İlhan Cihaner’i Denizli’den alıp İstanbul 1.bölgeye getirip gezdirdiler. Oysa listelerinin 9. ve 10.sırasında  Alevi kökenli iki milletvekili adayları olduğu biliniyordu.. Ama adaylar bile Alevi olduklarını bilmiyorlardı.

CHP’nin aylarca “para aldı”, “bölücü”, “adaylıktan çekildi” vb iftira ve karalamalarının asıl nedeni CHP’nin olası bir tane milletvekilliği kaybetmesi değildi. CHP için hayati konu, Alevilerin de bağımsız milletvekili seçilmeleri durumunda bu partinin aldığı oyların % 70-80 Alevi oylarının ilerideki seçimlerde, Kürt hareketinde olduğu gibi bağımsız olarak hareket etmesi, yani CHP’nin barajın altında kalması, belki de tarihten silinmesi olasılığıydı. Aleviler her dönemde olduğu gibi bu seçimde de kandırılmalı ve ne edilip yapılmalı ve TurgutÖker’in milletvekili seçilmesi engellenmeliydi.

Bir de seçimlerin Dersim tarafı var. Orada da ayrı bir trajedi yaşandı. Bu ülke topraklarındaki en büyük katliamlardan birisini yaşayan Dersim’de yaşananlar gerçekten ibret vericiydi. Defalarca katliamlara uğratılan,  doğum yeri Dersim olduğu için bile özellikle ezilen, hor görülen, dili ve dini yasaklanan Dersimliler “Dersimli” diye, “Alevi” diye, sırf Alevi ve Kürt kökeninden ötürü partinin başına getirilen hemşehrileri Kılıçdaroğlu’na destek verdiler. 
 

Dersim için bugüne kadar en ufak bir şey yapmamış CHP’ye, hatta Onur Öymen gibi faşist vekillerce uğradıkları katliamlar savunulmuş olan Dersimliler de gidip bu seçimde CHP’ye oy verdiler. Öte yandan bugüne kadar Dersim coğrafyasının yaşadığı tüm haksızlıklar için tepki gösteren, her türlü etkinlik ve eylemlilikte yer alan, mücadele eden sanatçı Ferhat Tunç’u ise milletvekili olarak seçmediler

Dersim 37- 38 de katledilen onbinler, mezar yerleri bile açıklanmayan seyitler, yakılmış yıkılmış köyler, yüzlerce sürgün, zengin subay ve beylere hizmetçi ve evlatlık verilmiş Dersim evlatları unutulmuştu. Dersim halkına adeta geçmişi unutturulmuştu. Ve  ne  yazık ki, Dersim halkı da  geçmişini unutmuş gibi davrandı bu seçimlerde….

Seçimlerin bize gösterdiği en önemli sonuçlardan birisi genel olarak Alevilerin inanç bilincinin de, kültür ve tarih bilincinin köreldiği gerçeğidir. Kimi Alevi örgüt yöneticilerinin küçük rantlar, bireysel değersiz ilişkiler sebebiyle örgütlerini de, inançlarını da, tarihlerini de, ödenen bedelleri de hiçe saydığı gerçeği en can alıcı tespitlerin başında gelmektedir.

Sonuç olarak bu seçimler çok açık bir şekilde göstermiştir ki, Alevi toplumu, aydın-yazar entelektüelleri, kimi Alevi örgüt yöneticileri, birkısım dergahlarımızda değişmez kuralmış gibi yönetim kademelerini işgal eden ve asla görev değişimine yanaşmayan kimi yöneticiler temsil ettikleri toplumun ve kurumların çıkarları yerine kendi bireysel çıkarlarını öncelikli görmeye devam ettikleri sürece; dahası ilkeli, Alevice ve kararlı duruş sergilemedikleri ve o makamlarda kalmalarının önüne geçilmediği müddetçe Alevi toplumunun doğrulması ve hak ettiği şekilde temsil edilmesi ve doğal olarak ülkedeki demokrasinin gelişmesi de mümkün olmayacaktır.
 
20.06.2011


DUYURULAR

LİNKLER