#
Tarih: 17.12.10

Galiba kana doymadık

Zeynep
ARSLAN

 

Enteresandır, Alevî toplumu hep hoşgörüden, saygı ve sevgiden bahseder. Bunca acıyı çekmiş bir toplumun, büyük bir inatla günümüze kadar bu tutumda ısrar etmesi, biraz düşünmeye değer doğrusu. Yüzyıllardır, işte aslında tam da bu halinden dolayı baskılara mahruz kalmıştır Alevî toplumu. 1960’ların Türkiyesi’nde özellikle sol hareketin içerisinde bulunması; insanca, barış içinde, onurlu bir yaşamı sürebilme adınaydı.

Yine yeni yıla ‘merhaba’ derken, yılın bu son günlerinde, Maraş Katliamı’nı hatırlamak zorunda olan bir toplumdur Alevî toplumu. Sivas olayları daha dün gibi taze, belleklerimizde duruyor. 16 yıldan sonra, Kültür Bakanı 5 milyon 601 liraya Madımak Oteli’ni satın almış ve orayı bir kültür evine çevirmekten bahsetmişti.

Devletin kendisinin yıllar önce atmış olması gereken bir adımı, özellikle Arupa’daki Alevî kitlesi tetiklemiştir. Ancak yine olması gereken olmamıştır. Kültür evi ile ne kastediliyor acaba? Oraya, Anadolu’dan manzaraların sergilendiği birkaç resim, birkaç bağlamanın duvarlara asılması olabilir mi?..

Madımak Oteli’nin, gerçek anlamda bir ‘Utanç Müzesi’ olması gerekiyordu! Sivas olaylarının, ibret olsun diye, tüm özel ve devlet televizyon kanallarında hatırlatılması gerekiyordu her dönem. Devletin Sivas’la yüzleşmesi gerekiyordu bunca zaman. Bunların hangi birisi oldu? Yıllar boyunca eli ayağı kesilmiş bir toplum, 21. Yüzyıl’ın başlarında hâlâ ayakta, kendi iç çatışmalarından olsa gerek, olayların gerçek yüzünü görmemekte.

Tv programlarında ısrarla kardeşlikten bahsedilen, neredeyse kısır döngü halini almış olan, bana göre siyasal bilinç olarak eksik ve son derece zayıf tartışma programlarını izliyoruz hep birlikte. Kardeşlik derken, nasıl bir kardeşlikten bahsediliyor acaba? Bir kardeş, sürekli diğerinin başına vurmuş, ezmiş, susturmuş, katletmiş, yok saymış. Hangi kardeşlikte ısrar ediyoruz acaba? Hesap verilmeden, neyin kardeşlığı yapılabilir? Alevî toplumunun kardeşlikten ve hoşgörüden bahsettiği kadar, diğer kardeş de bahsediyor mu? Yapılan hataların nasıl telafi edilebilineceğini düşünüyor mu bu kardeş? Neden ezilen, ölümlere mahkum edilen taraf aynı zamanda yılmadan kardeşlikten bahsediyor? Kendini her şeyden ve herkesten üstün gören ve Ramazan ayında oruç tutmayanı horgören bu kardeş, kendisinin veya mensubu olduğu zihniyetin nelere mal olduğunun bilincinde mi? Neden bugüne kadar gasp edilmiş haklar aynı ısrarla ve azimle söke söke koparılamıyor? Köylerde cemevleri kurmak ne kadar yeterli? Devlet tanımadıktan sonra? Köylerde Alevîler’in kendi başlarına kurdukları cemevleri, devletin ve o zihniyete sahip olan grupların ne kadar umurunda? Devlet bu gelişmelerin arkadasında durmadıktan sonra, bu eylemler ne kadar anlamlı?

Yine garip bir ayrıntıyı paylaşmak istiyorum. Bir Alevî radyosunda, genç bir sunucu programında bir telefon alıyor. Karşısındaki kişinin Sünnî inancına mensup olduğunu öğrenince, garip bir şekilde afallıyor. Sayıları çok azdır, ama Sünnî mezhebine sahip olan bazı insan evlatları tarihte yaşanmış olan acılardan dolayı utanmaktadır. Telefonun diğer ucundaki Sünnî vatandaş da işte bu gruba düşüyordu. Telefon görüşmesi bittikten sonra, program sunucusu enteresan bir şey yapıyor; canlı olarak bir türkü söylüyor ve türkünün sözleri şöyle başlıyor:

“Muharrem ayında oruç tutmayanlar meclisten dışarı hayvandır.”
 
Bu nasıl bir çelişkidir böyle? Bu tür ayrıntılar neden kimsenin dikkatini çekmiyor?

Alevî toplumu, tam olarak ne yapmak istiyor? Maalesef görünürde ciddi, bilinçli, kararlı, hedefi belli olan bir örgütlü mücadele yok. Sanırım bu özeleştiriyi hepimizin yapması gerekiyor. Daha sonra da ayrıtılı bir yol haritası belirlenmeli.

İçinde bulunduğumuz günümüz şartları altında, bu ne kadar mümkün? Bu konular hakkında sorumlu ve yetkili kişileri ayrıntılı bir şekilde düşünmeye davet ediyorum.

----------------------------
*AAGT Genel Sekreteri


DUYURULAR

LİNKLER