#
YAZARLAR
AYDIN ŞAFAK |
|
| Gençlerin Türküsüyle ... | |
GÜLBEY KÖSEOĞLU |
|
| Ah Şu Çocuklar! | |
TURAN ESER |
|
| Steiger Awards’a Açık ... | |
| Tarih: 11.03.11 | |
![]() |
Bizim kadınlarımız! |
ZEYNEP ARSLAN Şu günlerde her kurum kendi çapında “Dünya Emekçi Kadınlar Günü’’ne ilişkin etkinlikler düzenliyor. Bununla ilgili bazı izlenimlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Dikkatimi çeken önemli bir nokta var: Bu günü anmak için yapılan organizasyonlarda, konuşmacı olarak neden hep aynı ve bilindik kişiler davet ediliyorlar? Aynı şeyleri duymaktan bıkmadık mı? Dışarıdan eleştirmek gibi oluyor ama, ben bu platform aracılığıyla fikirlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Fikirlerimizi paylaşalım ki gelecek güzel yarınlara doğru hep birlikte yürüyelim. Fikir alışverişinde bulunarak hep birlikte aydınlanalım ve ufkumuz genişlesin. Bu anlamda yanlış anlaşılmak istemiyorum. Bakın, kadın olarak kadın hakları mücadelesi içinde bulunan çok kadın var. Bizlerden birileri var. Bizler gibi olan ve kendi kadın varlığının bilincine ermiş olan kadınlar var. Onlar da konuşsunlar ve özellikle onlar konuşsunlar! Bizler tabii ki, bizim yaşadığımız sorunları yaşamamış olan; doğdukları aile ortamından dolayı, kendilerini bildiklerinden bugüne kadar ekonomik özgürlüğün neredeyse içine doğmuş; konuşma hakları hiçbir zaman kısıtlanmamış, iyi eğitim almış ve bu anlamda pratikleri bizimkilerinden çok farklı olan kadın arkadaşlarımızı da dinleyelim. Farklı bakış açıları vardır. Ama sadece onları dinlemeyelim! Onlar, bizim bütün gerçeklerimizi yansıtamazlar! Belli aşamalardan geçmiş, haklarını elde etmek için mücadele vermiş kadın arkadaşlarımızı dinleyelim! Onların bizlere anlatacak daha çok şeyleri var. Ayrıca onlar bizlere pratikten uzak örnekler de vermezler! Onlar bize “Hanımlar, eşlerinize hizmet etmeyin. Onlar ile iş paylaşımı yapın“ demezler. Neden mi? Bizim belli bir yaşta olan teyzemiz, amcamıza dönüp,“şu işin bir ucundan da sen tut” dese ne olur, demese ne olur? 30 yıllık bir evlilikte eşler o şekilde birbirlerini götürmüşler. Amca en fazla şunu diyebilir genelde: “Yahu, bunca yıl böyle geçmiş, bundan sonra da böyle. İşine gelirse.” Teyzemiz de zaten o mekanizmaya öyle alışmış ki otomatikmen işten sonra mutfağa giriyor, yemek yapıyor. Bütün aile onun eline bakıyor. Çamaşırları da, ütüyü de rutin bir şekilde yapıyor. Teyze artık ev işleri konusunda müthiş bir uzmandır. Bunca yıldan sonra gidip 30 yıllık eşini değiştirmektense, bütün işleri tek başına yapmayı tercih ediyor. Sonra, düzenlenen etkinliklerde, “Kadınlar, konuşsun. Neden konuşmuyorsunuz?“ denilerek, dinleyici olarak katılmış kadınlar sıkıştırılıyor. Katılımcı kadınların çoğunun ömrü şu cümleleri duymakla geçmiş: “Sen sus! Sen bilmiyorsun. Konuşma! Otur yerine!..“ Nasıl konuşsunlar bu kadınlar? Bu cümleleri duya duya konuşmamaya alışmışlar. Müthiş bir hırsla kilim dokumaya, danteller yapmaya, dikişe nakışa vermişler kendilerini. Bir topluma girince, hatta sokakta erkekten iki adım geriden yürümeye de alışmışlar. Bütün bu durumlar, haller 8 Mart’tan 8 Mart’a hatırlara geliyor! Sonra yine unutuluyor ve dünya aynı tas aynı hamam! Ben özellikle genç nesillere seslenmek istiyorum. İçinde yaşadığımız ve maruz kaldığımız erkekegemen sistemi şimdilik bir kenara koyarak, kendi dört duvarımızın içinde olup bitenlerden bahsetmek istiyorum. Çünkü değişim ancak orada başlar. Ve soruyorum: Kim kendi iktidarından vazgeçmek ister? Erkeğin, şu cümleyi söylemesine neredeyse hiç rastlamayiz: “Yahu hanım, seni hakketten çok yıprattık. Hem dışarıda çalışıyorsun, hem içeride. Senin yükünü hafifletmek isterim.” Mucizevi bir şekilde erkek bunu söylediğinde de arkasına şu cümleyi ekler: “Çocuklar, ananıza yardım edin. Olmuyor böyle!” Enteresan olan nokta nedir biliyor musunuz? Kadın, yaptığı işleri hafifletmek için kızını kullanır. Kızını ev işlerine alıştırır. Kız çocuk bu işleri yaptıkça toplum içinde, akrabaları ve yakın çevresi tarafından takdir edilir. İşte asıl değişmesi gereken nokta budur! Kız çocuklarımız becerileriyle, eğitimdeki başarılarıyle, toplum içerisinde kendilerini ifade etme güçleri ve girişkenlikleriyle takdir edilmelidir! Eğer bir şeyler değişecekse, bunu, ancak ezilen taraf hayata geçirebilir! ”Hak verilmez alınır” sözünün altında yatan da budur! Ne var ki çocukların ihtiyaçlarının çoğuyla günümüze kadar kadın ilgilenir. O halde yine kadın en azında kendi evinde kız çocuklarının belli bir bilince ermesini desteklemelidir. Erkek, çocuklarına evde iş paylaşımı çerçevesinde kendi payına düşeni yaptırabilmelidir. Örneğin, erkek kardeşlerin görevi, kızkardeşlerine muhafızlık yapmak da değildir. Zamanla kadının eşi de bazı şeyleri fark edecektir. Çünkü artık çocuklar evde babanın aslan krallığından sıkılacak ve rahatsızlık duyamaya başlayacaklardır. İşimiz kolay değil sevgili kadınlar! | |