#
Tarih: 22.06.11

Aleviler“in en kötü günleri,henüz yaşamadıkları günlerdir!

ALEVİCE

ALİ RIZA ULUCAN

Ben bildiğimden beri hep bindörtyüz yıllık Alevi Tarihinden bahsediliyor. Ben elli yaşımı geçtim hala bindörtyüzyıl değişmedi, Annem, babam ve dedem de böyle söylerlerdi.

Bu ezberin bozulması için bir yerden başlamak gerekiyor diye düşünüyorum. Ezberin bozulması için 21.yüzyıl da artık binbeşyüzyıllık Alevi Tarihinden bahsetmemiz gerekiyor diyorum. Bindörtyüzyıllık Alevi Tarihinde Alevilerin yaşamadıkları zulum ve katliam kalmamıştır. Bu zulum ve katliamlarda yüzbinlerce, belki milyonlarca Alevinin canına mal olmuştur, kesin bir sayı bilinmemektedir. Bu acı tarihi unutmamak ve unutturmamak için bundan önce olduğu gibi, şimdide  bütün Alevilerin boyun borcu olmalı. Bindörtyüzyıllık Alevilik Tarihinde zulum ve katliamlara karşı mücadele eden Alevi ileri gelenleri: Dedeler, Analar, Babalar, Pirler, Talipler  ve Ulularımız hayatları pahasına canlarını vererek, Aleviliği asimile etmeden ve ettirmeden bu günlere getirdiler. Bu Canların hayatları ve mücadeleleri önünde saygı ile eğiliyorum. Bizim de bu canların yolunda, Alevilere karşı yapılmış ve yapılacak zulum, katliam ve asimilasyona karşı mücadele etmek  görevimiz olmalı.

Gelgelelim şimdi 21.yüzyılında yani binbeşyüzyılıncı Alevi Tarihine: Bu tarihte Alevile¬¬rin başına gelenler Bindörtyüzyıllık Alevi tarihinde gelmemiştir. Aleviler bölgesel küçük farklılıklarla beraber bibirlerini tamamlayan bir kültürün, inancın ve felsefenin insanlarıdır. Katliamlarla yok edemedikleri Alevileri, şimdi böl ,parçala ,yönet yöntemiyle asimile ederek yok etmeye çalışyorlar.
Nasıl mı ? Aleviler demokratik hakları olarak Çeyrek Yüzyıldır örgütlenmeye başladılar. Dernek ,Federasyon ve Konfederasyonlarını kurarak kurumlaştılar. Sunni Devlet Mekanizması kendi kontrolü dışındaki bu örgütlenmeden rahatsız oluyordu. Seyirci kalmak istemiyordu, kendi denetimi altında olmayan Örgütlü Alevilere karşı kendisine yakın Alevi oluşumları oluşturmaya başladı. Örnek olarak Dünya Ehl-i Beyit Vakfı kuruldu, Şiilerin önünü açtı, çok sayıda Alevinin şiileşmesine sebeb oldu. Çünkü Ehl-i Beyit Aleviler için çok önemliydi ve duygu sömürüsüne uygun bir ortam yaratıyordu. Daha sonra “ Cumhuriyetci Eğitim Merkezi“ ve “AKP“ nin içi boş Alevi açılımları ile devam etti.

Evet ! Şimdi gelelim Cumhuriyetci Eğitim Merkezine: kısaltılmışı “CEM“ olduğu için herkesin kulağına hoş geliyor ve sempati kazanıyordu ama arka bahçesinde nelerin olup bittiğini kimse bilmiyordu. İzzettin Doğan Efendinin bu Vakfı hangi hileler ve kimlerle ele geçirdiği bellidir, ayrı bir konu olduğu için oralara değinmiyeceğim. Bu zat emekli olana kadar Aleviliğini saklamıştır. Alevi-Suni karışımı bir yaşam tarzı vardı, ailece cuma namazını, suni dostlarına ayıp olmasın diye kaçırmazlardı. Ayrıca 12 Eylül faşişt cuntasını bilirsiniz: Okullara İslam din dersini getiren, Alevi köylerine cami yapan , binlerce insanı darağacında katleden faşişt Generallerin kurduğu “Milliyetçi Demokrasi Partisi”nin kurucularındandır. Emekli olduktan sonra hem Alevi oldu, hemde Alevi dedesi oldu. Dönemin iktidarları ile dirsek  temasına girdi. Başbakan Çillerle (DYP) başlayan flörtü diğer  Başbakanlarla devam etti. Her yıl Örtülü
Ödenekten Milyarlarca Lira alarak Cem Evi adı altında gökdelenler dikiyordu, başlangıç iyiydi sonra gelinen durumu hepimiz görüyoruz. Aldığı görevi, (bölücülüğü ve asimilasyonu) fazlasıyla yerine getiriyor. Bütün dünyada örgütlenen Alevilerin içine kin, nefret ve düşmanlık tohumunu ekerek Alevilere Arap Kültürünü öğreterek asimilasyona devam ediyor.

Avrupa da güçlü örgütlemesi olan Aleviler, bu beyleri rahatsız ediyordu. Kendisi bir kaç kez Avrupa’yı turlayarak geri döndü ama boş durmadı. Diyanetle beraber el ele vererek yetiştirdiği Alevi, Sunni ve Şii karışımı dedeleri Avrupa’ya göndererek “Alevi-İslam İnancı“ adı altında  kartondan yapılmış bir Alevilik yaratıyordu, olmadı. Şimdi dolaylı yollardan para transferi yaparak bunu güçlendirmeye çalışıyor. Bunu nerden mi söylüyorum ? Cem Tv. de kendisinin hazırlayıp sunduğu Programda şöyle söylüyordu.

1- Cem Tv. de 30 Mayıs 2011 Pazartesi günü, tekrarı yayınlanan İzzettin Doğan’ın hazırlayıp sunduğu proğramı izledim. Programda Avusturya da kurulan, Alevi-İslam İnanc Toplumuna, Avusturya Genel Bütcesinden 3 (üç) Milyon Euro verileceğini söyledi. Burdaki mürütlerini tek tek isim söyleyerek kutladı. Ancak saydığı isimlerden çoğu Alevi-İslam inancına karşıydılar, hatta bazıları dava açacaklarını söylediler. İzzettin Doğan hukukcudur, bilmesi gerekir, dünyada hiç bir ülke düşünemezsiniz ki Genel Bütcesinden bir derneğe para ayırsın, nasıl böyle bir hataya düştü bilemiyorum. Avusturyadaki sözcülerinden biri bunu düzeltmeye çalıştıysada beceremedi, hocayada dinletemedi. Çünkü bu paraya uydurulmuş bir kılıftı ama kılıf yaramazlık yaptı uymadı. Akıl etmemişler, eğer deselerdi, Kültür Bakanlığının Din işleri Daire Başkanlığından ayrılmıştır, o zaman kılıf birazcık uyardı. Ayrıca bu işi bilmek için hukukcu olmakta gerekmiyor. Şimdi İzzettin Doğan Efendiyi ve mürütlerini: Avusturya Genel Bütcesinden aldıkları üç milyon Euro’nun belgesini kamuoyuna ispatlamalarını bekliyoruz.

2- Yine Cem Tv. de 1 Haziran 2011 Çarşamba günü, İzzettin Doğanın hazırlayıp sunduğu programda: Alevi hoşgörüşüne, inancına yol ve erkanına yakışmayan bir uslupla, “Alevi-İslam İnancına” karsı gelenler olabilir diyordu, bunları derneklerinize kesinlikle YANAŞTIRMAYIN, içinizde varlarsa BARINDIRMAYIN,  KOVUN diye Fetva veriyordu. Vallahi nasıl bir alevi olduğunu kimse anlamış değil, kime hizmet ettiğin de belli değil, “aslında belli de” karanlık bir insansın hoca efendi. Hani 72 Millete aynı gözle bakıyordun, hani Alevilik de kin-nefret ve düşmanlık yoktu, hani dedeydin, millete cennetin kapılarını açıyordun, hani Hz. Muhammet’in soyundandın, hani insan ayırımı yapmıyordun, hani Alevilikte din, dil, ırk ve milliyet ayırımı yoktur diyordun, ne oldu sunnilik duyguların mı kabardı. Bunların hiç birini bir daha ağzına alma hoca efendi, çünkü ağzın ve dilin bunlara yakışmıyor. Ama sana olsa olsa İran da mollalık, Türkiye de tarikat postacısı, Cehennem de cellat başı olmak yakışıyor,
Sevgili canlar düşünmek bile istemiyorum ama böyle hızır paşalar oldukca “Alevilerin en kötü günleri, henüz yaşamadıkları günlerdir”. Yazımı Nazım babanın umut dolu bir dörtlüğü ile tamamlamak istiyorum. Dostca kalalım.

En güzel deniz:
  henüz gidilmemiş olanıdır.
En güzel çocuk:
  henüz büyümedi.
En güzel günlerimiz:
  henüz yaşamadıklarımız.
Ve sana söylemek istediğim en güzel söz:
  henüz söylememiş olduğum sözdür….

 


DUYURULAR

LİNKLER