#
YAZARLAR
AYDIN ŞAFAK |
|
| Gençlerin Türküsüyle ... | |
GÜLBEY KÖSEOĞLU |
|
| Ah Şu Çocuklar! | |
TURAN ESER |
|
| Steiger Awards’a Açık ... | |
| Tarih: 31.01.11 | |
![]() |
Alevîler’in birliği, birilerini rafhatsız etti! |
MUHİTTİN EFE* Viyana’nın 21. Belediye bölgesindeki Schererstrasse 4 numarada bulunan Mozaik Şirketi’ne ait binaya, çok sık olmasa da fırsat buldukça uğramaya çalıştım. Neler, kimler vardı orada? Mozaik Şirketi’nin hem hissedarı, hem de kiracısı durumunda olan Avusturya ABF ve üye derneği Viyana AKB vardı. Şirket, federasyon ve dernek boyutuyla, Viyana’da Alevîler bir mekâna sahip olmuştu. Bu, birçok kişiyi olduğu gibi beni de çok sevindirmişti! Mozaik Merkezi, asırlardan beri üzerimizden eksik edilmeyen baskılara, zulümlere ve çektiğimiz acılara, kendi çapında merhem olacaktı. Cemlerimizi, kendi mekânımızda bağlayacaktık. Toplumumuz, yıllardan beri gurbet ellerde de sahipsiz kalmıştı. Şimdi, ortak bir mekân sayesinde kadınlarımız, gençlerimiz ve çocuklarımızla birlikte, Türkiye’nin dört bir yanından Viyana’ya çalışmaya gelen Alevîler olarak kucaklaşacak; acılarımızı, özlemlerimizi ve dertlerimizi paylaşacaktık. Yobazların Alevîler’e yakıştırdığı iftiralara, hep bir ağızdan karşı duracacak; ibadetlerimizi çekinmeden ve korkmadan, her dilden, her ulustan Alevî canla birlikte dil, din, ırk ayrımı yapmadan yapacak; cemlerde birlikte semah dönecek, İmam Hüseyinimiz’e beraber gözyaşı dökecektik. Tek yürek olup, özümüzü ‘dar’a çekip Hakk’ın huzurunda ‘divan’a duracaktık. Kendimizi sorgulayacaktık. İçimizden biri Hakk’a yürüdüğünde, elimiz kolumuz bağlı, kara kara düşünmeyecektik artık. Bizi yalnız bırakmayacak bir oluşumumuz vardı. Birçok canımızı birlikte Hakk’a yolcu ettik; birlikte üzüldük, ağladık ve dualarımızı birlikte yaptık. Hayır Yemekleri, Kırk Yemekleri tüm canlarla paylaşıldı. Yani, günbe gün seslerimiz birleşttikçe gürleşiyordu. Çok gördüler! Alevî-Bektaşiler’in yan yana gelmesini içlerine sindiremediler. Hakk’ın Divanı’nda birlikte el pençe durmamız, tek can olup Yezitler’e lanet okumamız, birilerini rahatsız etti. Sevincimizi, birliğimizi, dirliğimizi çekemediler. Geçmişte bizlere çektirilen çilelere yenilerini eklemek üzere harekete geçtiler. Ne yazık ki bu kez de başardılar! İçimizden birileri bunu, “İslam’ın kurtarıcılığı’’na soyunarak yapmayı seçtiler. Alevîler’in Viyana’da inşa ettiği kaleleri, “İslam’ın yeni kurtarıcıları’’ adıyla zapt ettiler. Ne diyelim, İslam camiasına hayırlara vesile olsun! Viyana’daki Alevî-Bektaşiler, tam da birlik olmuş, cemevlerinin inşaatını tamamlamak gibi acil bir görevle karşı karşıyayken, birileri onları bölmeyi başarmıştı. Bu bölünmede, kimi dedelerin de önemli bir rolü olmuştur. Sırf, Ocaklı aile mensubu olduğu için, kimsenin kendini “dede’’ ilan edemeyeceği; “belden gelen’’in değil, “yolu süren’’in dedelik yapabileceği bilinmesine rağmen, ortalık, kanbağını kullanarak toplumda yer, mekii edinmeye, maddi çıkar sağlamaya çalışanlarla doldu. Avusturya’daki Alevîler’i parsellemek için gezmedik eyalet, kent bırakmayan bu tür dedeler, bizi bölecek çalışmalara mersiyeler dizmede kusur etmedi. Yakasında, Alevî-Bektaşîler’in kurumamış kanı olan “muhteremler’’le çay, kahve içenlerin elini eteğini öpmede kusur etmediler. Tersine, katillere karşı dik durup mücadele edenleri, şehitlerimizi ananları “düşkün’’ ilan etmeye kalktılar. Hızır Ayı’ndayız! Ya Bozatlı Hızır, gör halimizi! Ehl-i Beyt soyundan olduğunu söyleyenlerden bile, aramıza nifak ve ikilik sokmaya çalışanlar çıktı. Bizleri birbirimize düşman ettiler! Ya Bozatlı Hızır, daha ne kadar çekmemiz gerekiyor? Ne zamana kadar bu fitneye katlanmak zorunda kalacağız? Ama ben inanıyorum ya Bozatlı Hızır; ömrümüz yetmese de sabrımız yetecek! Gelecek nesillere bu duruşu, bu direnci bilerek ve isteyerek aktaracağız. Vicdan sahibi, dürüst, çalışkan ve gerçek Alevî-Bektaşî yolunun eri olanlar, yolumuzun, düsturumuzun yozlaşmasını istemeyenler: Artık kolları sıvamanın, kuşatma altında olan yolumuza sahip çıkmanın zamanıdır. Alevî-Bektaşî yoluna gönül veren canların acılarını dindirmek için durmadan, dinlenmeden, çok ama çok çalışmak gerekiyor. Öğretimize ve örgütlerimize sahip çıkmak, Alevîlik’in ve Alevîler’in var olabilmesinin olamazsa olmazıdır. Çağımızda her şey baş döndürücü bir hızla ilerlerken, Alevi Bektaşiler olarak çağın gelişen koşullarını dikkate almalıyız. İnancımızın gereklerini yerine getirirken, otantik yapısının korunmasına özen göstermeliyiz ve o yapıya zarar verenlere de gene yolumuzun gereklerine göre yanıt verecek bir çalışmayla tavır koymalıyız. Biz Alevi Bektaşiler’e yaşatılan acıları dindirmenin, yaralarımızı sarmanın yolu, akıl ve bilimin ışığında Hacı Bektaş Veli, Pir Sultan başta olmak üzere, ‘Yedi Ulu Ozan’ın aydınlık yolunda, yolumuza hizmet etmek, güçlü bir birliktelik sağlamak ve sorumluluklarımızı yerine getirmekle mümkün olacaktır. Aksi halde tüm şehitlerimizin kanı canı pahasına bizlere ulaştırdıkları bu güzel öğretimizi yok etmek isteyenlere fırsat verilmiş olacaktır. İmamlarımızın, Ulularımızın bize miras bırakmış olduğu bu yoldan taviz vermeden, kimseye yem olmadan, emekten, mazlumdan, yoksuldan, dürüstten yana, zalime karşı olan tavrımızı, AABF çatısı altında sürdürelim. AABF’ye destek verelim. “Gelin canlar bir olalım, münkire kılıç çalalım!’’ Hızır, yardımcınız olsun! .............................................................................. | |