#
YAZARLAR
AYDIN ŞAFAK |
|
| Gençlerin Türküsüyle ... | |
GÜLBEY KÖSEOĞLU |
|
| Ah Şu Çocuklar! | |
TURAN ESER |
|
| Steiger Awards’a Açık ... | |
| Tarih: 31.05.11 | |
![]() |
Aleviler |
Aleviler Türkiye’de sigorta, Avusturya’da fren balatası mı? Bu da nereden çıktı demekte haklısınız. Ancak yazıyı okuyunca sizde sanırım katılırsınız bana. Viyana’da Alevilik’in resmen tanınması için 2009 yılının Mart ayında çalışmalar sonuçlanır. Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu bir dilekçe ile din işleri dairesine baş vurur. Ancak ortada iki başvuru var, biri Federasyona bağlı olan Alevi kültür Birliği, diğeri ise Federasyonun. Ne ilginç ki, üst kurum olan federasyonun baş vurusu bekletilirken, Derneğin ‘’Alevi İslam İnanç Toplumu’’ baş vurusu kabul edilir. Avusturya, Alevileri, veya Alevilik’i yükselen radikal İslam’a karşı bir atlama tahtası mı? Yada fren balatası olarak gördüğü için mi? Bu kararı verdi. Bu çelişkili kararı vermesindeki etken nedir. Bu konunun ilerde daha çok tartışılacağı açıktır. Veya Türkiye de yaşanan özürlü demokrasi anlayışının bir yansıması mı? Bu soruları daha da çoğaltmak mümkündür. Diyanet İşleri Başkanı’nın katıldığı bir tv programında, ‘’ Alevileri ihmal ettik bundan sonra onları da içimize alacağız. Viyana’dan çok güzel haberler aldık bundan sonra bu haberleri daha sık duyacağız’’ Bu sözleri Viyana’da Alevi şeriatının ilan edilmesinden sonra açıklıyor. Fazla söze gerek var mı? Yeterince her şey açık değil mi? Viyana’da 1993 yılından beri örgütlü bulunan, AKM –Alevi Kültür Merkezi’nin kapısına ‘’Alevi İslam İnanç Toplumu’’ tabelasının asılması bardağı taşıran son damla oldu. İki yıldır sancılı bir dönemin yaşandığına tanık olduğumuz dernekte, yönetimin, üyelerine duyurmadan bu isim değişikliği, derneğin tüzüğüne ve amaçlarına da aykırıdır. Bir oldu bitti ile yapılan bu operasyon, aleviler arasında ve demokratik kamuoyunda büyük tepkiler yarattı. Bu durum yeni bir örgütleme ihtiyacını da zorunlu hale getirdi. Bu yaşanan olumsuzluklara karşı çıkan üyelerden, 20, kişinin ihraç edilmesi, daha sonra da dernekten toplu istifalara yol açtı. 80’li yılların sonunda örgütlenmeye başlayan Alevi hareketi 93, Sivas katliamından sonra daha da hız kazanmış, sistemle olan ilişkilerini sorgulamaya başlamıştı. 12 Mart 95 Gazi olayları ile gelişen olumsuz süreç, adalete olan güveni yok etmişti. Alevilerin Kürt hareketi ile olası bir mücadele birliğini önlemek ve Alevi örgütlerini kontrol etmek için devlet yeni projeler hazırlıyor ve devreye koyuyordu. Bu kirli politikalarını uygulamak için her zaman olduğu gibi yine hiç zorlanmayacaktı, çünkü aleviler arasında babadan yeminli sadık işbirlikçiler zaten mevcuttu. Bunlar Alevi kanını her dönemde pazarlamaktan geri durmayan sadece çıkarlarını ön planda tutan tüccar kafalı kişilerdi. Bir gecede vakıf kurarlar, örtülü ödenekten beslenirler. Hele bunların başını çeken biri var ki... Cuntacı generallerin kurdurduğu Milliyetçi Demokrasi Partisinin kurucuları arasındadır. Bu faşist partinin 2. adamıdır. İsim’inin önünde akademik unvanı da var, dede soyundan gelmeleri de kendilerine ayrı bir itibar kazandırmaktadır. Bir gecede ‘haksız halksız’, vakıf kurmakta bir şey mi. Eli uzun nufusu bol bu zat-ı muhterem, sevimli olsun diye ‘’Cumhuriyetçi Eğitim Merkezi’ni’’ Cem, diye yutturmaya çalışır. Eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ‘’Cumhuriyetçi Eğitim Merkezini biz kurdurduk. Alevilerin devletin konturolunden çıkmamaları için toparlama görevi verildi.’’ .Hacı Bektaş Belediye Başkanı Mustafa Özcivan’a, bu sözleri, törenlere davet etmek için yaptığı bir ziyaretinde sohbet arasında aktarıyordu. (Kaynak: Sürek Dergisi-Mustafa Özcivan Röportajı) Oysa o dönemde ‘’SEMA Kültür Vakfı’’ 90’lı yılların başında Mersin’de, Çorum’da, İstanbul’da şubeler açmıştı. Diyanet’in mahkemeye yaptığı itiraz sonucu tabelaları indirilmiş ve faaliyeti yasaklanmıştı. Mahkeme Vakfa, kuruluş senedinde bulunan ‘’ALEVİ’’ kelimesini çıkarın sizi tescil edelim demişti. Fakat bunu kabul etmek daha başta Vakfı kuşa çevirecekti. 5, yıl süren hukuk mücadelesi sonucu davayı kazandı. Ancak kadroları dağılmış o ilk çalışma heyecanı zayıflamıştı. Tam bu sırada ‘’Cumhuriyetçi Eğitim Merkezi’’ ortaya çıkıyor, Başında da İzzettin Doğan var. Her zaman olduğu gibi yine rolünü iyi oynuyordu. Bürokrasi ve devlet elitlerinin desteğini arkasına alarak Alevi hareketini ve örgütlerini her fırsatta engellemekten geri durmuyor. Kitle desteği olmayan bu zat, Ankara’da eşit yurttaşlık için Alevi örgütlerinin düzenlediği ve 100, binlerin katıldığı protesto mitingine katılanları terörist olarak ilan etmekten geri durmuyordu. Ortaya atığı kavramlar, kurduğu kurumlar hem Alevi tarihine hem de Alevi inanç ve felsefesine taban tabana zıt bir anlayış sergilemektedir. Kurduğu ‘’Alevi İslam Din Hizmetleri’’ bunlardan sadece bir örnektir. Bir Alevi diyaneti eksikti başımızda. Şeriatla Alevilik hiç bir arada olur mu? Şeriat anlayışını örnek alan, ilham aldığı tekçi, ırkçı ve inkarcı devlet sisteminin içine Alevileri çekerek eritmek en büyük arzusudur. Çağdışı yapısıyla, demokrasinin önünde en büyük engel olan Diyanet potasında eritmek ve Alevilik’i bu çürümüş yapının bekçileri durumuna getirmek ve asimile ederek yok etmek için çırpınmaktadırlar. Ya şu ‘’Alevi Türk İslam’’ tezine ne demeli. ‘’Alevilik, Türklerin İslam yorumudur’’ tezini ortaya atan çevrelerin amacı ‘’ılımlı İslam modeli’’ hedefine ulaşmaktır. İnsanlığa ve doğaya evrensel bir bakışı olan, 72, milleti bir nazarla gören Alevilik’i, bir ırka mal etmek için ya cahil olmak, veya orta düzeyli bir akıldan yoksun olmak demektir. Ancak bu çevreler bu kadar masum değildir. Küresel güçlerin emrinde ve kasalarını doldurmak için her yol mübahtır. Asıl hedefleri ‘’Büyük Ortadoğu Projesi’nin’’ bir parçası olan’’ ılımlı İslam modelini’’ hayata geçirmektir. Türk İslam tezini Fethullah Gülen üzerinden okyanus ötesinden uygulamaya koyan ABD, Alevileri de İzzettinullah, öncülüğünde Alevi Türk İslam tezi ile, ılımlı İslam sentezinde buluşturmak için, taşları birer birer döşenmektedir. Eski Diyanet işleri başkanı, Tayyar Altıkulaç’ın İran ziyareti sırasında ‘’Alevileri ya siz Sunni’leştirin, yada bırakın biz Şii’leştirelim’’ önerisinde bulunmuştu. Bu anlaşma uygulamaya konuldu. Türkiye ve İran yakınlaşmasına tarihte olmadığı kadar bir işbirliğine tanık olmaktayız. Aleviler üzerinde yoğun bir şekilde asimilasyon ve kuşatma operasyonu devam etmektedir. Alevi çalıştayı adı ile yapılan toplantıların amacı bu doğrultudadır. Alevilik üzerinde yoğun baskı ve katliamlar yüzyıllardır devam etmektedir. Buna rağmen, her türlü bedeli göze alarak yoluna devam etmiş ve doğru bildiği yoldan şaşmamıştır. Ancak günümüzdeki iletişim araçları üzerinden yoğun bilgi kirliliği bombardımanı kafaları karıştırmakta hızlı bir asimilasyonu dayatmaktadır. Bu durumda Alevi örgütlülüğü ciddi bir görev ve sorumlulukla karşı karşıyadır. Demokrasi cephesini genişletmek için, Kürt, Sol-Sosyalist ve Emek cephesi kısacası ötekileştirilmiş tüm toplum kesimleriyle eylem ve güç birliğiyle, karşı durmadıkça, bu kanlı çarkın durmayacağı açıktır. Avusturya’nın başkenti (ki dünyanın önemli kültür merkezlerinden) Viyana’da AABK, dolayısıyla Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’na bağlı bir derneğin kapısına şeriat tabelasının asılması, bu derinden işleyen sinsi projenin bir parçasıdır. Dünyada bir İlk olan ‘’Alevi İslam’’(ki Alevilik’in katliamıdır) ilanını için, Viyana’nın seçilmesi ayrıca manidardır. Bu tuzak ve aktörleri iyi tahlil edilmezse ve doğru anlaşılmazsa daha pek çok bağnaz olguyla karşılaşmamız sürpriz olmaz. Viyana’daki bu durum onların başarısı değil başta kurumlarımız olmak üzere bizlerin basiretsizliği ve zihin tembelliğinin önemli payı var. Yaptığımız hatalarla yüzleşmekten korkmamalı, bu konuda eleştirilere açık olmalıyız. Aksi durumda oynan oyunlara ve ihanetlere hep seyirci kalacagız. Atı alan Üsküdar’ı geçmiş olacak. İşte Viyana’da ALEVITISCHE GEMEINDE IN WIEN - AGW (Viyana Alevi Toplumu) örgütlenmesi bu yaşanan olumsuzluklara seyirci kalmayan canların meydana getirdiği bir harekettir. ‘’Yol bir sürek binbirdir’’ ilkesini rehber alan, tüm canlarımızı kucaklayan, demokratik bir yapılanmayı hedeflemektedir. Ne okyanus ötesine selama durur nede örtülü ödeneklerden beslenir. ‘’Haram lokma yeme yedirtme’’ ilkesini temel prensip kabul eder. Her zaman olduğu gibi ezene karşı ezilenden yana olur. AABK Çatısı altında çalışmasına devam edecek olan AGW kurumsal olarak, her zaman daha demokratik bir yapılamayı hedefleyerek, ALEVİ tarihine, inanç ve felsefesine bağlı kalarak mücadelesine devam edecektir. Hak yardımcımız,
| |